Tüm Kadın Çalışanlarımızı Yürekten Kutluyorum

Tüm Kadın Çalışanlarımızı Yürekten Kutluyorum

Dünyada nerdeyse bütün ülkeler, görünmeyen bir düşmanla savaşıyor. Dünyayı temelden sarsan bu küresel savaşta, alışılagelmiş savaş stratejileri ve teknolojileri yok, silah yok, tank yok, bomba ve uçak yok.

Albert Camus, Yabancı adlı romanında ‘’ İnsan eninde sonunda her şeye alışır.’’ der. Evet yeni normallere alışıyoruz, bu bir gerçek, ancak pandeminin de yaş grubuna göre ve/veya mesleğine göre katlanılması zor sıkıntılar yarattığının da ayrı bir gerçek olduğu yadsınamaz.

Salgının başından beri, en fazla 65 yaş üstü insanımıza yönelik tedbirler ve kısıtlamalar gündeme geldi. Virüsün daha fazla ölümcül olabileceği bu yaş grubunu koruma altına almak, tüm ülkelerin önceliği oldu. Ancak bu süreçte, içimizi en çok acıtan grubun ilk öğretim çağındaki çocuklar olduğunu düşünüyorum. Bütün bir gün boyunca ekran karşısında, arkadaşlarını sadece ufacık kareler olarak görebilen bu grup, sosyal yaşamdan uzak aylar geçirdiler. Okul bahçesinde gönüllerince koşamadan, arkadaşlarıyla şakalaşamadan, büyükanne ve dedeleri ile kucaklaşamadan geçirdikleri bu dönem benim özgür ruhumu yaralıyor. Tabi ki bu durum evden çalışan mühendis kadınlarımıza da ilave yük getirdi. Bir taraftan evden, işleri aksatmadan devam ettirmek, diğer taraftan bunalan çocuklarına destek olmak, artan ev işlerini düzene sokmak, çalışan kadınlarımıza çok fazla sorumluluk yükledi. Öğretmenlerimizin de çoğunlukla çocuğun performansından hep anneyi sorumlu tutması da işin ayrı bir yönü. Tüm bu zorlukları göğüsleyen sadece mühendis değil, tüm kadın çalışanlarımızı yürekten kutluyorum.

Pandemiden çıkaracağımız anlamlı dersler de yok değil. ‘’En büyük servet sağlıktır’’ deyiminin önemini bu salgınla öğrendik. Olağan kabul ettiğimiz birçok olgunun, bir lüks olabileceğini öğrendik. Nefes alabilmek, doyasıya nefes alabilmek ne büyük nimetmiş. İnsanların kafeste kaldığı, kuşların ise özgür olduğu bir dünya ile tanıştık. Özgürlüğümüzün bu denli kısıtlanabileceği hangimizin aklına gelebilirdi ki.

Son zamanda sıkça karşımıza çıkan yaşam koçları, bize hep hayatın direksiyonuna geçmemizi salık veriyorlar. Hayat ise John Lennon’un dediği gibi, biz başka planlar yaparken başımıza gelenlerdir. Her zaman direksiyonun başına geçeyim, önce sağa, sonra sola, sonra da düz gideyim olmuyor. İnsan yaşamı hep sürprizlerle dolu. Bunların bir kısmının bizim kontrolümüzde olabilmesine karşın, bu salgında olduğu gibi, elimiz kolumuzun bağlı olduğu şartlarla da karşı karşıya kalabileceğimizi gördük. Biz homosapienler’in yüzde yüz kontrol edebileceği tek şey, iç dünyamız. Duygusal evrenimizde karamsarlık, umutsuzluk, tedirginlik, mutsuzluk hiç olmasın. İç dünyamız barış, sevgi. hoş görü ile dolu olsun!

Rezzan Özsarfati

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

94. Sayımız Yayında
%d blogcu bunu beğendi: