Genco Kabadayı ile Röportaj

Genco Kabadayı ile Röportaj

MED Proje ve Mühendislik Proje Müdürü Genco Kabadayı: “Tasarımından Uygulamasına ve İşletmesine Kadar Beyniyle İş Yapan İnsanlara Daha Fazla Değer Verilmesi Gerektiğini Düşünüyorum”

Sektörümüzde yapılan işlerin çok emek ve tecrübe gerektiren özel işler olduğunu vurgulayan MED Proje ve Mühendislik Proje Müdürü Genco Kabadayı, “Tasarımından uygulamasına ve işletmesine kadar beyniyle iş yapan insanlara daha fazla değer verilmesi gerektiğini düşünüyorum” diyor…

Öncelikle bize kendinizden bahseder misiniz?

Öğretmen olan anne ve babamın görevleri nedeni ile bulundukları Rize’de 1979 yılında dünyaya geldim. Daha sonrasında tayinleri neticesinde Ordu’nun Ünye ilçesine yerleştik. İlk ve orta öğrenimimi orada tamamladıktan sonra 1997 yılında Kocaeli Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nde yüksek öğrenim hayatıma başladım. 2001 yılında mezun olduktan sonra 2002 yılında askerlik görevimi tamamladım. Akabinde 2003 yılının başında MEP Mühendislik’te proje mühendisi olarak mekanik tesisat tasarım hizmetleri üzerine iş hayatıma başladım. Yaklaşık 10 yıl kadar MEP Mühendislik’te proje mühendisi olarak ve son 2-3 senesinde ise proje yöneticisi görevi ile devam ettikten sonra 2013 yılında MEP Mekanik Proje A.Ş.’de proje müdürü olarak göreve başladım. 2021 yılının nisan ayında ayrılarak MED Proje ve Mühendislik’te proje müdürü olarak göreve başladım. Yaklaşık 18 yıldır sektörde sadece mekanik tesisat tasarım ve teknik danışmanlık üzerine çalışmalarımı sürdürüyorum.

Yaşadığımız pandemi süreci sizde nasıl bir etki bıraktı?

Pandemi dönemi bizim gibi tasarım hizmetleri veren proje ofislerinde işlerin azalmasına sebep oldu. Olan işlerin de hızları düştü. Bunun dışında pandemi döneminde bulaş riskinin artmasıyla mekanik tesisat tasarımın prensiplerinde de bir takım değişiklikler meydana geldi. Özellikle klima ve havalandırma sistemlerinde alınması gereken ilave önlemler ve bu önlemlerin tasarım üzerine etkileri, çalışma yöntemlerimizi değiştirme zorunluluğuna neden oldu. Bu konuda özellikle işveren yatırımcı tarafı da çok hassas bir hale geldi. İlave önlemlerin alınması tesisatta ilave maliyetlere de yol açtı. Temiz havanın ortama daha doğru şekilde verilebilmesine imkân sağlayan teknolojiler tasarımlarımızın da değişmesine sebep oldu.

Pandemi döneminin başlamasıyla birlikte yeni yapılan binalardaki ivme azalmasına karşın daha hali hazırda çalışmaya devam eden ve özellikle turizm sektörüne hizmet veren tesislerde bazı alanların renovasyon çalışmalarının hızlanmasına neden oldu. Bu süreçte biz çok fazla turizm tesislerinde toplantı ve balo salonları, lobiler gibi genel hacimlerin yeniden tasarlanması çalışmalarında bulunduk. Özellikle İstanbul’daki oteller yoğun çalışan tesisler olduğundan yenileme çalışmalarını yapma imkânları olmuyordu. Ancak pandemi süreciyle işlerinde azalma meydana gelince bunu fırsata çevirip yenileme çalışmalarına başladılar. Bundan dolayı çok fazla yenileme projesi yaptık.

Mekanik tesisat proje tasarımlarında statik, elektrik, mimari disiplinler yer alıyor, size göre tüm disiplinlerin birlikte çalışmalarının ve bütünleşik tasarımın önemi nedir?

Bu konu çok önemli. Bir yapıyı tasarlarken birçok farklı uzmanlık gerektiren mühendislik ve mimari disiplinlerin bir arada uyumlu bir şekilde çalışması gerekmektedir. Tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim; Projenin asıl sahibi mimardır. Bu binayı kim yaptı dediklerinde şu makine mühendisi, şu elektrik mühendisi ya da şu statiker yaptı denilmez, her zaman şu mimar yaptı veya şu mimari ofis yaptı derler. Çoğu zaman tasarımında bulunduğumuz projelerin açılışlarına bile bizi davet etmezler, mimarları hep davet ederler. Aslında diğer disiplinlerin de mimarlar kadar emeği vardır. Hatta özellikle konfor konusunu ele aldığımızda mekanik ve elektrik tasarımının da çok önemli yer tuttuğunu söyleyebilirim. Bir projenin sahibi mimarlar olduğu için bence diğer disiplinler arasındaki koordinasyonun sağlanmasının asıl görevlisi de mimarlar olmalıdır. Bunu bazı projelerimizde görüyoruz, örneğin mimar projeyi o kadar sahipleniyor ve diğer disiplinler arasındaki koordinasyonu o kadar iyi sağlıyor ki disiplinler arasında hızlı sonuçlar alabiliyor. Ancak maalesef çoğu projede bu olmuyor. Çoğu işveren tasarımları yapacak farklı disiplinlere kendisi karar vermektedir. Eğer bu disiplinler daha önce farklı projelerde birlikte çalışmamışlarsa ciddi uyum problemleri yaşayabilmektedirler.

Tasarım sürecinde her disiplinin ne istediğinin net şekilde anlaşılıp, mimarın ana koordinatörlüğünde uyumlu bir şekilde çalışması büyük önem arz ediyor. Günümüzde disiplinler kendi içinde ayrılmaya da başladı, mesela mekanikte yangın tesisatını farklı gruplar tasarlamaya başladı, elektrikte aydınlatma ayrı tasarım grupları tarafından yapılmaya başlandı. Akustik danışmanları var. Bütün bu disiplinleri koordine edebilecek hepsinin üzerinde ana yöneticisinin olması gerekiyor. Bazı inşaat firmaları bu konuda çok gelişti, şöyle çalışıyorlar; her disipline bir yönetici atıyor, onların başına da bir yönetici mimar atıyor. Tüm disiplinlerin ana koordinasyonunu o sağlıyor. Bence projenin mimarı tarafından takibinin yapılması çok önemli. Hatta bazı işveren firmalar, tasarım işlerini mimari proje firmasına paket olarak veriyor. Bu paket kapsamında işin yapılmasında mimara, mekanikçi, statikçi ve elektrik tasarımcısının kim olacağına kendisinin karar vermesini isteyebiliyor. Aslında bu durum mimarın elini güçlendiriyor. Mimar, daha önce çok birlikte çalıştığı, birçok projede tecrübesi olan, onun dilinden anlayan, frekansı tutan insanlarla daha verimli şekilde çalıştığı için herkes mutlu olabiliyor.

Diğer disiplinlerin mekanik proje firmalarından beklentileri nelerdir?

Her grubun bakış açısı farklı. Örneğin mimari grup bizden görsellik bekliyor. Bir mekâna koyduğumuz mekanik ekipmanların ortamda dekoratif durup-durmadığına bakıyor. Mekanik oda için ise ne kadar az yer alınırsa o kadar iyi.

Bazı tecrübeli mimarlar bir mekanikçi kadar mekanik bilgisine sahip. Bu bilgi ve tecrübeye sahip mimarlarla çalışmak çok daha kolay ve verimli oluyor. Çünkü bir mekâna koyduğumuz bir cihazın ne görev yaptığını ve nasıl daha verimli çalıştığını iyi biliyorlar.

Tasarım yapıp kenara çekilen mimar anlayışına sahip olmaktansa, tasarım bittikten sonra müşterisine gidip, “Binadan memnun musunuz? Her şey yolunda mı? Bir sıkıntı var mı?” gibi sorular sorup, daha sonraki tasarım sorunları için önlem almaya çalışırlar.

Elektrikçiler ise oraya koyduğumuz ekipmanın gücünü beklerler. Bir de elektrik odalarının üzerinden boru, yani sulu tesisat geçmemesi gibi istekleri olur.

Binanın omurgası dediğimiz kısımlarını tasarlayan inşaat mühendisleri yani statikçiler ise ihtiyacımız olan rezervasyonları beklerler.

Yapmış olduğunuz işlerde havalandırma, ısıtma-soğutma, yangın önlemleri, temiz ve pis su sistemlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?

Aslında yapıların tipine göre dikkat edilmesi gereken konular birbirlerinden ayrışmaya başlıyor. Yani bir konut yapısını ya da bir ofis yapısını tasarlarken beklentiler birbirinden çok farklı oluyor. Yatırımcının hangi sınıfta konut istediğine göre içerideki tasarım felsefesi şekillenmeye başlıyor. Bizim için önemli olan; O binada yapılan tasarımın kabul görmüş ulusal veya uluslararası standartlarda yapılmış olması. O tasarım kriterleri de zaten optimum tasarım yapılsın, enerji tüketimi ve binanın karbon ayak izi az olsun şeklinde düzenlenmiştir. Yılların tecrübesinden süzülerek gelen bilgiler olduğu için standartları takip etmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu standartlara göre hareket ederek tasarımlarımızı yapmaya çalışıyoruz. Bunun dışında kullandığımız ekipmanların verimlilikleri markaya göre bile değişiyor. Cihazların artılarını ve eksilerini çıkartıp işverene sunum yapıyoruz. Ön proje aşaması dediğimiz tasarım kriterlerinin, seçilen alternatif sistemlerin neler olduğunu, bunların nasıl çalıştığını anlatıp, daha sonra bir özet çıkarıp her bir sistemin avantajları, dezavantajları şeklinde doküman hazırlayıp işverenle bunu inceliyor ve tecrübelerimizle birlikte işverenin karar vermesini sağlıyoruz.

Enerji ve su tasarrufuna yönelik çalışmaların gündemde olduğunu görüyoruz. Binaların mekanik proje tasarımlarında bu anlamda hangi hususlara dikkat ediyorsunuz? Sizce LEED veya BREEAM sertifikaları ne derece önemlidir?

Yeşil bina sertifikasyonu veren uluslararası kabul görmüş kuruluşlar olan LEED ve BREEAM gibi kurumlar, bir bina yaşarken doğaya ve çevresinde yaşayanlara ne kadar az zarar verir, enerji tüketimi ne kadar az olursa o kadar verimli olur konusunu amaç edinmektedir. Bunun yanı sıra bina yapılırken de kullanılan malzemelerin cinsine göre karbon ayak izini bile ölçüp bu değeri puanlıyorlar. Birçok projede LEED ve BREEAM sertifikasyon süreçlerine dahil olduk, orada danışmanlar vardı. Birçok hususa dikkat ederek binaya sertifikasyon almasını sağlıyorlar, bu önemli bir şey. Günümüz şartlarında bazı uygulamalar sadece puan almak için yapılıyor. Bir cihaz ekleniyor ama gerçek hayatta onu hiç kullanmadıklarını gözlemliyoruz. Ancak ben bir mühendis olarak sertifikasyon sürecinde yapılanların birçoğuna inanıyorum. Hatta bir projede işverenin yeşil bina sertifikasyon isteği yoktu ama biz daha verimli bina olması için alınması gereken önlemlerden bahsedince kabul görmüştü ve oradaki tasarım prensiplerinin çoğunu uygulamıştık. Orada işveren “Benim sertifikam olmasın ama binam verimli olsun” diyordu.

Sektörümüzün geleceğine ışık tutacak olan yeni teknolojiler hakkında neler söylemek istersiniz?

Mekanik tesisat tasarımında yeni teknolojiler çok hızlı ilerliyor. Yeni teknolojileri takip edebilmek ve öğrenebilmek çok önemlidir. Yeni teknolojileri ürünlerine entegre etmiş firmaların yeni nesil ürünlerini anlayabilmek gerekiyor. Özellikle konusunda lider olan üretici ve tedarikçi firmalar ile görüşerek bu teknolojileri yakından takip ediyoruz.

Ayrıca yazılım teknolojisi de hızlı ilerliyor. Bundan 10 yıl önceki tasarım programları ile şu anki tasarım programları arasında dünya kadar fark var. İşleri kolaylaştıran, detaylı ve düzgün hesaplar ve çizimler yapabilen yazılımlar geliştiriliyor, bunları öğrenip şirketimize adapte etmemiz gerekiyor. Biz de yenilikleri kendi bünyemize katmaya çalışıyoruz.

Son yıllarda ülkemizde inşaat sektörü çok ivme kazandı, bunu mekanik tesisat sektörü özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz?   

İnşaat sektörü çok ivme kazandı ama birçok yeni mekanik firmalar, yeni tedarikçiler, yurtdışından gelen birçok yeni üretici, hatta belirli projelerle yurtdışından gelen tasarım ofislerinin Türkiye’de ofis açmasıyla eskiye nazaran proje ofisi sayısında büyük bir artış oldu.  Bu işe yıllarını vererek tecrübe kazanmış olan insanların yanında işi bilmeyen veya çok az tecrübesi olan insanların da müteahhitlik yapması, tasarım ofisi açıp proje işleri yapmaya çalışması ya da bir ürün alıp satmaya çalışması gibi sektörümüzün ilerlemesini zayıflatan durumlar maalesef ki söz konusu. Herkes her işi yapmamalı. Herkes uzman olduğu işi yapıp o konuda devam ederse daha sağlıklı ilerleyeceğimizi düşünüyorum. Özellikle yurtdışından gelen yeni oyuncular sektörün gelişmesi için faydalı. Çünkü bir takım yeni bilgi ve teknolojileri kullanarak yenilikler getirmeye çalışıyorlar. Haliyle siz de o yenilikleri görerek kendinizi geliştirmeye çalışıyorsunuz. Bu işin pozitif tarafı. Tabi bir yönden de negatif etkileri var. Bir süre sonra en iyilerin ayakta kalacağına ve sektörün düzgün bir seviyeye geleceğine inanıyorum.

Konut ve ofis projelerinin yanı sıra başka projelerde yer aldınız mı?

Evet yer aldım. Özellikle endüstriyel tesis projelendirme konusunda da tecrübelerimiz oldu. 2013 yılında otomotiv yedek parçası üreten Parsan Makine AŞ’nin Dilovası’ndaki yeni tesislerini tasarlamıştık. 300 bin m2 arsa üzerine yapılan yaklaşık 66 bin m2 kapalı alanı bulunan tesisin ürünlerinin çoğu yurtdışına ihraç ediliyor. Fabrika projelendirmesi çok farklı bir alan. Çünkü tesis işler iyi gittiğinde 24 saat 365 gün yaşayan bir yapı, 3 vardiya halinde durmaksızın çalışıyorlar. Özellikle fabrika işletmesinde çalışan mühendislerin çok bilinçli olduğunu gördük, son teknoloji cihazları kullanmak için bizi teşvik ediyorlardı. Parsan fabrikasından sonra bu yıl en son dünyaca ünlü paslanmaz çelik levha ve boru üreticisi YC Inox Dilovası Tesisleri’nin projelendirmelerini tamamladım. Türkiye’ye ilk yatırım yapan Tayvanlı bir firmaydı. Pandemiden hemen önce tanışmıştık, o fabrikanın tasarımında bulunduk. Tayvanlı mühendisler ülkemize geldi, ne istediklerini öğrendik, ne yapabileceğimizi anlattık. Tayvanlılar gerçekten çok iyi mühendisler, konularında uzmanlar, Türk mühendisler de onlardan kesinlikle az değiller, hatta çok fazla bina inşaat tecrübemiz olduğundan bazı yeni teknolojilerde onlardan çok daha iyiyiz. Şimdi o fabrikanın inşaatı başladı ve devam ediyor. İnşallah başka Tayvanlı yatırımcılar da buraya gelirler.

Yurtdışından proje işleri alıyor musunuz? Bu konuda hangi stratejileri izliyorsunuz?

Ben daha önceki çalıştığım firmalarda birçok yurtdışı projelerinde bulundum. Tasarım ofislerinin yurtdışından aldıkları işler, genellikle Türk müteahhitlerin yabancı yatırımcılardan aldıkları işler vasıtasıyla oluyordu. Müteahhitler de Türk proje ofislerine o işleri veriyordu. Türk proje ofislerinin yurtdışındaki yatırımcılar ile görüşerek aldıkları işlerin çok fazla olduğunu görmedim. Böyle olunca haliyle tasarım sektöründe Türkiye’de yapılan işlerden çok farkı olmuyordu. Şimdilerde yurtdışına gidip kendini tanıtıp, direkt işveren ile temasa geçip iş alabilen proje ofisleri olduğunu da görüyoruz. Bunlar çok sevindirici gelişmeler. Direkt işverenle görüşüp alınan işler daha değerli oluyor. Örneğin eski çalıştığım firmamda yurtdışında Türk müteahhit vasıtasıyla yabancı yatırımcı ile tanışılmış o yatırımcının tanıdığı başka yatırımcılarla da görüşülüp birçok yeni iş alınabilmişti. Bizimle aynı işi yapan yabancı firmaların bütçeleriyle karşılaştırdıklarında bizim daha ekonomik olduğumuzu ve çok daha iyi hizmet aldıklarını da açıkça ifade ettiler. İlerleyen süreçte yurt dışı işlerinin daha fazla olmasını ümit ediyorum.

Projelere ürün sağlayan üretici, tedarikçi firmalardan beklentileriniz nelerdir?

Malzeme firmalarını mekanik projeci gözüyle kategorize edersek yüksek teknik destek almamızı gerektiren ürünleri satan firmalar, bir de çok teknik desteğe ihtiyaç olmayan ve katalog üzerinden kendimiz hızlıca seçimleri yapabileceğimiz firmalar olarak görüyoruz. Yüksek teknik destek almamızı gerektiren ürünleri satan firmalardan öncelikli beklentimiz projede kullanmak istediğimiz ürün hakkında detay bilgileri onlardan hızlı şekilde alabilmektir. Örneğin bir chiller’den beklediğimiz bilgileri siz o firmaya gönderdiğinizde firmanın detaylı bilgileri sizinle paylaşabiliyor olması lazım. Tasarım aşamasında seçim süreci çok dinamik işliyor. O bilgileri aldıktan sonra bazen cihaz oraya sığmıyor ve cihazın boyutlarıyla oynamamız gerekiyor. Bu hizmeti verenler genellikle ithal ürün getiren firmalar oluyor, çünkü yurtdışı firmaları yıllardır bu işi yaptıklarından dolayı proje ofislerinin de ne istediğini çok iyi biliyorlar. Bünyelerinde bulunan bir mühendis, proje ofisleri ile koordinasyon halinde ürün seçimi için mesaisini harcayıp teknik destek veriyorlar. Ofisimize gelerek birlikte cihaz seçiyoruz. Bu bizler için çok değerli bir yaklaşım. Bu hizmeti veren firmalar fark yaratıyor. Bu hizmeti vermeyen firmalara da telkinde bulunuyorum. Kaliteli ürünler konusunda yerli firmalarımızı da mutlaka destekliyoruz.

Mekanik tesisat sektörüne iletmek istediğiniz mesajınız var mı?

Yapılanlar çok emek ve tecrübe gerektiren özel işler. Tasarımından uygulamasına ve işletmesine kadar beyniyle iş yapan insanlara daha fazla değer verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sektörümüzün tecrübeli isimlerine birtakım organizasyonlarda çeşitli ödüller verilerek onurlandırılmalarının doğru olacağı kanaatindeyim.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

90. Sayımız Yayında
%d blogcu bunu beğendi: