Aldağ Banner
Aldağ Banner

Mekanik Sektörüne Değer Katan Kadınlar “Değişime Uyum Sağlamak” Konusunu Değerlendirdi…

Mekanik Sektörüne Değer Katan Kadınlar “Değişime Uyum Sağlamak” Konusunu Değerlendirdi…

Mechanic Dergisi olarak, her yıl olduğu gibi bu yıl da ısıtma-soğutma, iklimlendirme, havalandırma ve mekanik tesisat sektörüne hizmet veren değerli kadın çalışanları kapağımıza taşıdık. Sektöre değer katan tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor, Değişime Uyum Sağlamak konusunda görüşlerini bizimle paylaşan sektörümüzün değerli kadın çalışanlarına teşekkür ediyoruz…

Aydan Adanır Usta

Değişime Uyum Sağlamak

Pandemi sebebi ile zor geçen iki yılı geride bıraktık. Pandemi ile birlikte herkesin, özellikle de kadın çalışanların hayatında büyük değişiklikler oldu.

Sektörümüzde çalışan kadın mühendis arkadaşların bir kısmı evlerinde online çalışarak işlerini yürütürken bir kısmı da işyerlerinde devam etmek durumunda idi. Her zaman olduğu gibi pandemi şartlarında da yük yine kadınların omuzunda oldu. Teknolojik gelişmeler sonucu evden çalışabilmek çok güzel, yolda zaman kaybetmek derdi yok, evin konforunda çalışılıyor olarak görüyoruz ama aslında durum öyle değil tabii ki. Evde çalışan kadınlar iş ile ilgili sorumluluklarını yerine getirirken evde yapılacak olan yemek, temizlik, çocuk bakımı vs gibi tüm işlerde onları bekliyordu. Mesai saati kavramı da ortadan kalktı. Bu durumda kadınlar için hayat daha da zorlaştı. Tüm bu yaşadıklarımızı artık yavaş yavaş atlatıyoruz gibi görünse de pandemide yaşananların etkisi uzun süre geçmeyecek. Günümüz gereği teknoloji o kadar ilerledi ki her an hayatımızın içinde. Sürekli gelişen teknolojiye, dijital dönüşüme   ayak uydurmaya çalışıyor ve teknolojiyi her alanda kullanıyoruz. Önümüzdeki zamanlarda daha da çok kullanacağız. Teknolojinin hayatımızda daha fazla yer alması, işlerimizi daha kolay ve daha çabuk yapmamızı, mesafelerin ortadan kalkmasını sağlıyor. Evden çalışma yeni bir çalışma biçimi haline gelmişken sürdürülebilir olması için çalışma şartlarında düzenlemeler yapılmalıdır. Evde çalışanların özellikle mesai saatlerinin net olarak belirlenmesi, çalışılan ortamların ergonomik olarak düzenlenmesi bir gereklilik olmuştur.

Bizler kadın mühendisler olarak genelde erkek mesleği olarak görülen bir meslek alanında çalışıyoruz. TMMOB üyeleri içinde kadın üyelerin oranı %18,5 gibi dir. Mühendislik alanında sayı olarak az olan kadınların sıkıntısı da oldukça fazla. Pandemi de çalışan kadın mühendisler ile ilgili MMO İstanbul Şube Kadın Komisyonu’nun yapmış anket sonuçlarına göre Kadın mühendis arkadaşlarımızın %53,99 u iş hayatında cinsiyetçi bir ayrım ile karşılaştığını, %24,5’ü maaş adaletsizliğini, %17 si iş ve özel hayatı ayrımının kalmadığını ve %13’ü ise eşit fırsatlara sahip olmadıklarını belirttiler.

2020 yılında 300 kadın cinayeti, 2021 yılında 280 kadın cinayeti ve 217 şüpheli kadın ölümü olan bir ülkede bir yandan hayatta kalma mücadelesi bir yandan eşit çalışma şartları için mücadele ediyoruz.

Kadınlar güçlü olur ise gelecek güçlü olacak biliyoruz.

Hep birlikte daha güzel günler ve coşku ile kutlayabileceğimiz 8 Mart’lar görmek dileği ile Kadınlar Günümüz kutlu olsun.

Ayşegül Akaryıldız

2

Türkiye’de kadın olmak…

Akıllı, alımlı, hayatına kararlarına sahip, seçimlerinin, hatalarının, tecrübelerinin, özgürlüklerinin peşinden giden benim hayatım benim kararım diyen biraz hoş, biraz asi belki de biraz çekici…

Eğer bu özelliklerin birine sahipseniz vay halimize…

Hemen sizi evirmeye çalışmaya başlarlar. Yanlış yerde doğdunuz.

Çalışmak gelir elde etmek erkeklerin olduğu kadar kadınlar için de temel insani haktır. Kadınlar toplumsal cinsiyet algısına dayalı ayrımcılık, psikolojik ve cinsel taciz gibi sorunlar ile mücadele ederken aynı zamanda çalışma hayatı ile aile hayatını da dengede yürütmeye çalışmaktadır. Ev içi sorumlulukları da üstlenmektedir. Yapılan bir araştırmaya göre iş ve aile dengesizlikleri ile ilgili sorunları rahatlıkla paylaşabilirken psikolojik ve cinsel taciz sorunlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Bunun yanı sıra daha işe alım yapılırken bile kadın olması yeter ve gerek şartları sağlamaması için kâfidir. Birçok iş kolunda erkek kadına kıyasla özellikle tercih nedenidir. Ayrıca şans yanında olup gayretiyle iyi bir işe sahip olmayı başarabildiyse ikinci engel ücrettir. Aynı meslek grubuna sahip bir erkekle aynı işi yapmalarına rağmen erkeğe kıyasla kadına daha düşük ücret verilmektedir.

Son olarak da gerekse sektör dernekleri, gerek odalar birlikleri yönetim kadrosunda kadın olmasına rağmen başkanlık seviyesinde pek görülemez… En demokratik derneklerde bile kadın olması, başkan olarak aday dahi gösterilememesi için kafi bir nedendir.

Burdan yola çıkarak yeteri kadar yükselmeyi beklemeyerek bir şekilde öğretilmiş çaresizliği yaşamaktadır…

Kıyafetinden kahkasına kadar ön yargılarla sınırlarını belirlemeye çalışmak çağ dışı bir anlayıştır. Bir kadın gülüyorsa komik bir şey olmuştur… Biraz açıksa tarzı budur ya da mevsimlerden yazdır… Biraz düz bakmak gerek belki de…

Mühendis kadınlar olarak, erkek egemen bir mesleği, meslek seçimi konusunda özgürce seçebilen ve bu mesleği yapmaya hak kazanan kadınlar olarak, şanslı olduğumuzu düşünsem de yukarda yazdığım maddelerden en az birini yaşamaya maruz kalması kaçınılmaz olan bu ülkede, dimdik ayakta kalmaya ve kararlılıkla mücadelesini sürdürmeye çalışan kadınlara selamlarımı iletiyorum… Onların bu mücadelesinde yanlarında olan farkındalıkları ile destekleyen sektörümüzün tüm güzel yürekli adamlarına da saygılarımı…

Banu Kiper

3

Kadının iş hayatındaki varlığı, sürdürülebilir kalkınmanın temelidir.

Bugün farklı ırk, dil, din ve yaşam tarzlarına saygı ile toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda artan bilinç, iş dünyasını yeniden şekillendirmeye başlıyor. Dolayısıyla fikirleriyle yön veren, mükemmeliyetçi ve azimli kadınların iş hayatına katılımı olmadan sürdürülebilir kalkınmadan söz etmek mümkün değil.

Ancak makine mühendisliği alanında kadın yönetici istihdamı ve kadınların ilgili pozisyonlar için geliştirilmesi konusunda ülkemizde hala gelişmeye açık alanlar var. Eşitlik ilkesi ile kadın çalışanların kariyer gelişimlerinde desteklenmesi büyük önem taşıyor. Ayrıca, bireysel çalışma süresi modelleri, uzaktan çalışma ve ihtiyaç temelli eğitim gibi bir dizi seçeneklerle kadınların kariyer gelişimi üzerinde olumlu bir etkiye sahip olan iş-yaşam dengesinin kurulmasının sektörün en temel ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Wilo olarak benimsediğimiz önyargısız kurumsal kültür çatısı altında, her çalışanımızın kendini değerli hissederek en iyi performansını sunmasına ve yaratıcı çözümler üretebilmesine destek olmaktan gurur duyuyoruz. 8 Mart Dünya Kadınlar Günümüz kutlu olsun.

Burcu Kocaova Karaman

4

Dijitalleşen dünyada inovasyonun her alanda gerçekleştiğini idrak etmek ve bu akımı iyi okumak gerekiyor. 90’lı yıllarda elle çizimden CAD ile tasarımlar dijitale geçiş yaptı ve aslında bu da bir inovasyondu. Elle yapılan çizimlere göre dijital dünya daha hızlı, daha ekonomik ve fikir değişikliklerinde yapılacak tadilatlar için esneklik sağladı. 2000’li yıllarda hayatımıza giren bina bilgi modellemesi (BIM) ile yapının tüm aşamaları model üzerine girilerek sadece üç boyutlu bir model olmaktan öteye geçilerek, girilen bilginin yoğunluğu ile ısıl hesaplarından, malzeme dökümüne, marka listesinden, cihazların elektrik güçlerine, kullanılan ekipmana hangi servisin bakım yapacağından hangi zamanda bu bakımın gerçekleşeceğine, tüm bu yatırım kalemlerinin hangi aşamada ne kadar maliyet tutacağına kadar tüm bilgiler bu model üzerinden elde edilebilmektedir. Gerçekten yaşayan bir bina simülasyonu BIM sayesinde gerçek olmuştur.

Tasarımcıların günümüz dünyasında bu araçlara profesyonel bir şekilde hâkim olması doğru sistemin en uygun ilk yatırım ve sonrasında işletme maliyetleri ile seçilmesine olanak sağlamaktadır. Sektördeki kadın tasarımcılar olarak ofisten, şantiyeye, satın almadan üretime kadar her alanda dijitalleşen dünyanın argümanlarını kullanarak tasarım kabiliyetlerimizi en üst seviyeye çıkarmalıyız. Endüstri 4.0 ve nesnelerin interneti (IoT) ile birlikte yapılan tasarımlara katkı koyan paydaşların aynı anda üretim yapabilme kabiliyetine sahip olması bütünleşik planlama modelinin tam anlamıyla kurgulanmasına olanak sağlamıştır. Bu bağlamda yatırımcı, mimar ile birlikte mekanik, elektrik ve inşaat mühendislik birimleri aynı anda tek bir platformda buluşarak fikirlerini ortak model üzerinde tasarlayabilmektedir. Bu da verimliliği en üst düzeye çıkarmaktadır. Bu çalışma sistemi hızlı internet altyapısı sayesinde gelişen uygulamalar ile birlikte hem sesli hem de görüntülü olarak başka kıtalarda yaşayan paydaşların ortak toplantılar yapabilmesine, çok uluslu tasarımsal konsorsiyumların eskisine oranla çok daha rahat bir şekilde kurulmasına zemin hazırlamıştır. Dijitalleşen dünyada kadın mühendisler olarak bu değişime en hızlı şekilde adapte olan, dijital olanakları en verimli şekilde kullanarak geleceğe yön verenler olarak anılacağız.

Ceren Ercan

5

“Değişmeyen tek şey, değişimin ta kendisidir aslında” der Albert Einstein. Değişimin; insanlık tarihinin en önemli gerçeği olduğunu bize özet şeklinde anlatan bir sözdür aslında.

Değişim hızının arttığı, bilginin ömrünün kısaldığı bu dönemde aslında en kolay değişen şeyin bilgi olduğunu bir kez daha gördük. Bilgi ile başlayan bu değişim teknoloji ile birlikte daha da hayatımıza girdi. Bundan iki yıl önce hayatımızın bu kadar dijitalleşebileceğini söyleselerdi, sanırım sadece dinlemek ile yetinirdim ama şu an hepimiz günümüzün birçok zamanını bu değişimi yaşamakla geçiriyoruz. Değişime direnmiyoruz, ayak uyduruyoruz.

Değişimin diğer bir tarafı ise sanayi devrimidir aslında. 4. Sanayi Devrimi ya da Endüstri 4.0 olarak isimlendirilen bu değişim hayatımızın her alanında güçlü etkisini gösteriyor. 4. Sanayi Devrimi’nin değişim yarattığı en önemli alanlardan bir tanesi üretim endüstrileridir. Bu alanda ortaya çıkmış olan mega trendler kurumların ve şirketlerin iş yapış biçimini değiştirmektedir. Bu değişimi yakalayabilen üretebiliyor. Ne kadar kabuğumuzu kırarsak o kadar değişim çağında var olabiliriz, ilerleyebiliriz.

Son olarak bir sözle tamamlamak gerekirse; “Olmamız gereken şeyi, olduğumuz gibi kalarak olamayız” Max de Pree.

Derya İpek Demir

6

Değişim hayatın sürekli ve kaçınılmaz bir kuralıdır. Tabiattaki canlıların hepsi hayatlarını değişebilme yeteneklerine borçludur. Değişime direnen canlılar elenir; uyum gösterenler soylarını devam ettirir. Doğanın kanunu böyle olduğu gibi toplumsal değişimler de doğa kanunlarına benzer. Hayat bizi sürekli değişime zorlar. İçinde bulunduğumuz toplum, ilişkilerimiz, konumumuz değişir. Çoğu insan içinde bulunduğu ortamın hiç değişmeyeceğini düşünür ve değişen koşullara uyum göstermek yerine mevcudu korumaya çalışır, değişime direnir.

Kişiler gibi şirketler de aynı yanılgıya düşerler. Değişime karşı olmanın kaçınılmaz sonuna iki popüler örnek olarak Kodak ve Nokia’yı verebiliriz.

1975 yılında ilk dijital kamerayı geliştirmesine rağmen Kodak, pazar hakimiyetine tehdit olarak görerek ve mevcut fotoğraf filmi işine zarar vereceğini düşünerek dijital kamera pazarını geriden takip etmiş ve rekabet edemediği için 2011 yılında iflas başvurusu yapmıştır.

Sektöründeki rakipsizliğinin ilelebet süreceği yanılgısı ile teknoloji devi firmalar Apple’ın yarattığı dokunmatik ekran trendine katılırken Nokia, değişen trendleri görmezlikten gelmiştir. Yıllar içinde pazar payını kaybederek 2013 yılında Microsoft’a satılmıştır.

Alvin Toffler’in dediği gibi “21. yüzyılın cahilleri, okuma yazma bilmeyenler değil; yanlış öğrendiklerini unutamayan, yeniden öğrenmeye, değişime ve dönüşüme açık olmayanlar olacaktır.”

Duygu Ertekin

7

“Değişim” bende “gelecek” kavramını çağrıştırıyor ve Peter Drucker’un şu sözü aklıma geliyor: “Geleceği yaratmak riskli bir iştir, ancak geleceği yaratmak için çaba göstermemek daha da risklidir” Gelecek için değişimin şart olduğunu ve bu değişimin gerçekleşmesi için de konfor alanımızdan çıkabilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Etkili bir değişim için amaç ve hedeflerin doğru belirlenmesi gerekiyor.

Şirketlerde değişim üst yönetim ile başlar. Üst yönetimin değişime inanması, açık olması ve imkân vermesi olmazsa olmaz ilk şart. Bu nedenle; değişim planları ile ilgili sadece bilgilendirilmeleri değil, bu planların geliştirilmesine de mutlaka dâhil edilmeleri gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla üst yönetimin liderliğinde; şirketlerin veya kurumların mevcut durum analizlerinin yapılması, ana hedeflerinin net bir şekilde ortaya konması, stratejik planlama ve yol haritasının çıkartılması gerekiyor. Tüm bunlar yani “değişime giden yol”, zaman alacak çalışmalar gibi görünüyor olsa da değişim bazen yıllar değil, aylar, haftalar ve hatta günler içerisinde olabiliyor, Covid-19 pandemi süreci buna en iyi örnek. Pandemiyle birlikte iş yapış şekillerimizde hızlı ve büyük değişimler yaşadık. Yeni çalışma düzeninde uzaktan iş yapış modelleri geliştirdik. Dijitalleşmenin hız kazanması ile birlikte bizler de dijital stratejilerimizi geliştirdik ve şirketler olarak değişim ve dönüşüm içinde olduğumuz bilinci ile hareket ettik.

Bugün; dijitalleşmenin, yapay zekânın, bulut sistemlerinin ve IoT’nin konuşulduğu değişim süreci, teknolojik adaptasyon sürecini de beraberinde getiriyor. Bunu da önce teknoloji yatırımları, sonra da bu teknolojiyi yönetecek donanımlı ve yetenekli insan kaynağı ile sağlamak mümkün. Bu konuda insan kaynakları departmanlarına da büyük sorumluluklar düşüyor. Yeni düzende IK’nın da yeni perspektiflerle bakış açısını geliştirmesi, doğru istihdam yapması ve çalışanlara yönelik eğitimler planlayarak, onları değişime adaptasyon konusunda desteklemeleri gerektiğini düşünüyorum. Peter Drucker’ın dediği gibi “Her örgütün yapısı içinde değişebilme yeteneğinin yerleştirilmesi” büyük önem taşıyor.

Sonuç olarak, hızla değişen dünyada ancak değişebilme yeteneğine sahip olan şirketler ayakta kalabilir, fark yaratabilir ve hatta alanlarında bölgesel veya küresel güç olabilir.

Eda Gürses

8

İnsanlığı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik değişime sağladıkları uyumdur. Heraklitos’un meşhur sözünü hatırlayacak olursak;

“Değişmeyen tek şey değişim hakikatidir.” Değişimi o kadar iyi anlatmıştır ki bu döngünün gerçekleşmesini sağlayan tek şeydir. Teknolojinin her geçen gün gelişmesi ve hayatlarımıza daha fazla yerleşmesiyle bilginin ömrü kısalmıştır. Eskiden bilgi güncellemeleri otuz yılı bulurken ki bunu küçükken evdeki ansiklopedi anlayışından hatırlayacaksınızdır. Çünkü ansiklopediler kütüphanelerimiz de yıllarca dururdu şimdi ise bilginin güncellenmesi üç yılı geçememektedir. Bu da en çabuk değişen şeyin bilgi olduğunu anlatıyor bize.

Değişimin en büyük engeli konfor alanıdır. İnsanların çoğu konfor alanını terk etmek ve bozmak istemez. Ancak değişimden bir başarı elde edeceksek konfor alanının dışına çıkmak zorundayız. Çünkü o zaman ezberi bozmuş olur ve değişim gerçekleşmeye başlar.

Kişilerin hedeflerine başarıyla ulaşması için değişime uyum sağlamak ve yeni keşifler yapmaktan başka çare yoktur. Dünyadaki insanlık tarihine etki eden ve durumu değiştiren liderlere baktığımızda göreceğimiz tek ortak noktalarının konfor alanlarının dışına çıkmış, olmayanı denemiş ve imkansız gibi görünen fikir ile hareketleri hayata geçirmiş olmalarıdır.

Kendimize eklememiz gereken en büyük değerin gelecekteki muhtemel değişimleri öngörebilecek ve yönetebilecek donanıma sahip olmaktır.

Esin Yelçi

Değişime Uyum Sağlamak

Sözlerime “Dünya Barışı” ve “İnsan Hakları” ile başlamak istiyorum…

Dünya ülkeleri, farklı kültürlere, felsefelere, dinlere veya kuruluşlara sahip olsalar da “İNSANLIK” adına birbirlerine düşmanlık yapmadan bir araya gelerek ve aynı amaca hizmet etme adına çalışmalıdırlar.

1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Konseyi ve bu konseyi oluşturan 5 daimi üye ülkeyi (ABD-Rusya-Çin-Fransa ve İngiltere) tüm insanlığın insani hakkı olan beslenme, sağlık, eğitim, teknoloji vs. gibi temel hak ve özgürlüklerinden yararlanmalarını isteyen dünya görüşünde olan insanların, savaş değil diplomasi yolu ile anlaşması gerektiğini öngörmesine rağmen, bu devletlerden bazıları günümüzde yaşanan Rusya-Ukrayna savaşı gibi masum insanların ölümüne sebep olmaktadır. İnsani hakların görmezden gelindiği günümüzde, kadına, çocuğa, hayvana ve güçsüze karşı daha sağduyulu olunmasının farkına varılması gerekiyor.

1910 yılında Danimarka’da toplanan 2. Enternasyonel’de Alman Clara ZETKIN’in 8 Mart 1857’de New York’taki tekstil fabrikasında işçileri daha iyi çalışma koşulları istemiyle greve başladığı ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 120 kadın işçinin can verdiği gün olan 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anma önerisi oy birliği ile kabul edilmiştir.

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de halen devam eden kadına ve çocuğa şiddet dünyanın pek çok yerinde sıklıkla rastlanan bir insanlık ihlalidir. Kadınların cinsiyetleri, çocukların güçsüzlüğü nedeniyle maruz kaldıkları fiziksel, psikolojik, ekonomik, cinsel, acı ve ızdırap veren veya verebilecek her türlü eylem ile tehdit edilme, zorlanma veya özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarıdır.

2011 yılında Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen “İstanbul Sözleşmesi”nde kadına yönelik şiddet, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, aile içi şiddet kavramları tanımlanmıştır. 8 MART ve diğer tüm zamanlarda kadınların ve çocukların duygusal ya da fiziksel şiddet görmediği günleri görmek dileğiyle…

Esma Sarıaslan Divrikli

Değişime Uyum Sağlamak

  1. yüzyılda değişim başdöndürücü bir hızla gerçekleşiyor. Sürekli online olmak nerdeyse mecburiyet. Her işe özel kurulan telefon haberleşme grupları ile kontrol mekanizmalarını daha iyi çalıştırıp, daha iyi ve hızlı iş üretilmesini sağlıyoruz. Ve her yer artık OFİSİMİZ. Dünyanın öbür ucundaki firmalarla online toplantılar yapıyor, iş, bilgi ve para akışı sağlıyoruz. Online fuarlar, sempozyumlarla yerimizden bile kıpırdamadan gelişmeler takip edebiliyoruz.

Telefonlarımız elimizin altındaki en büyük kütüphanemiz, aynı zamanda bankamız, alışveriş merkezimiz, sekreteryamız, ajandamız ve galiba artık olmazsa olmazımız. Bunlara ayak uydurmakta hiç de zorlanmadık. Sektörün akıllı ve deneyimli kadınları bu yukarıda sayılan değişimleri hem de ellerinin bir kenarıyla yaptılar.

Peki sektörümüz değişime ayak uyduracak gelişmeler yaşıyor mu?

Tüm dünya ile birlikte yaşadığımız pandemi sürecinde herkes gördü ki yapılardaki hijyen, iç hava kalitesi, sağlık koşullarının sağlanması sektörümüzün sorumluluğundadır.

Fosil yakıtlı enerjilerin kullanılmasının oluşturduğu sera gazı emisyonlarının artmasına bağlı olarak oluşan iklim değişikliği, çevre kirliliği ve ülkemizin en büyük cari açığını oluşturan enerji sorunu da yine sorun olarak ve çözümleriyle birlikte sektörümüzün sorumluluğundadır. O halde soru şu, sektörümüz değişime ayak uydurabiliyor mu?

Değişime kişisel olarak ayak uydurmak değil, tüm sektörün tasarımcısından, uygulamacısına, üreticisine teknik satış yapan birimlerine, işletmecisine kadar değişmek, sistemi değiştirmek, tasarımcıyı işin sonuna kadar sürece dahil edip sorumluluk yüklemek, yepyeni bir anlayışla yapılan hataları yeni yapılarda yapmamak, mevcut yapılarda düzeltmek üzere kurgumuzu kurduğumuzda topyekün değişime ayak uydurmuş olacağız.

Esra İnhanlı

Değişime Uyum Sağlamak

Bilindiği üzere 1957 yılında kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği mücadelede çıkan yangında ölen işçi kadınların, haklarının kazanılması ve kadınların birlikteliğinin başlangıcı olan bu gün, 1977 yılında da Birleşmiş Milletler tarafından “Kadın Hakları ve Uluslararası Barış Günü” olarak kabul edilmiştir.

Geçen süre zarfında bugün geldiğimiz noktada kadın; barışçı, birleştirici, yönetici ve yaratıcı gücünü kullanarak sahada, şantiyede, tasarımda, üretimde, denetimde kısacası emeğin olduğu her yerde ve hayatın her anında, “o iş erkek işi” diyenlere, “kadındır yapamaz, gücü yetmez” diye dayatanlara meydan okumuş, gücünü tüm dünyada göstermiş ve göstermeye de devam etmektedir.

Başta sektörümüzdeki ve üyelerimiz arasında bulunan kadın meslektaşlarımızın olmak üzere ülkemizdeki ve tüm dünyadaki kadınların “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü”nü kutlar, sevgi ve saygılarımı sunarım.

Esra Kayagil Bozkurt

Değişime Uyum Sağlamak

Değişim insanlık tarihindeki en önemli gerçektir. Kuşlar, örümcekler, binlerce yıldır aynı yuvayı yapıyorlar oysa biz insanlar aynısını yapmıyoruz. En çok biz insanlar değişiyoruz. Daha önceki yıllarda özellikle sosyal olaylar, teknoloji ve insan hayatındaki değişim daha yavaştı. Bilginin ömrü yaklaşık 30 seneydi ama şimdi bu süre iki üç seneye düştü. Değişim çok daha hızlandı çünkü hız çağında yaşıyoruz. En kolay değişen şey de bilgi olmaya başladı.

Bilgi hareketliliği, değişimi, bilgiye ulaşmanın kolaylaşması ve özellikle pandemi sürecinde değişen çalışma tarzımız ile beraber sosyal hareketliliğimiz de arttı. Böyle olunca zaman baskısı ortaya çıktı ve zaman yetmemeye başladı.

Çağımızda hemen hemen her toplumdaki bireylerin yaşadığı en büyük sorunun zaman yetersizliği olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle profesyonel bir yaşam tarzı içerisinde olanlar sınırlı süre içerisinde birçok işi yapmak zorundadırlar. Dünya üzerinde geçmişten günümüze insanların eşit olarak sahip olduğu tek şey zamandır. Oysa kısıtlı bir süre içerisinde bireylerin belirledikleri işleri yapamaması durumu, zaman yönetimi yapabilen kişilerden daha az zamana sahip olduğu hissiyatını vermektedir. Bu da çoğu zaman olumsuz sonuçlara neden olmaktadır. Bu nedenle değişimden olumsuz etkilenmemek için zaman yönetimi konusunda teknik destekler almalıyız. Bunun değişime ayak uydurmak için en önemli adımlardan biri olduğunu düşünüyorum.

Teknolojinin gelişimi, çalışma şartlarının ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi ve bu değişimin zamanında fark edilmesi, şirketlerin ya da bireylerin yeni çalışma modelleri geliştirmesine ve değer yaratmasına olanak sağlayabilir. Örneğin koronavirüs salgınıyla birlikte birçok sektörde hızlı bir değişim oldu. Birçok perakende şirket çok kısa sürede online satışa geçti. Uzaktan eğitime karşı olan üniversiteler, okullar ve eğitim kurumları bir hafta içerisinde uzaktan eğitim sistemine entegre oldu. Temassız ödeme işleminden kaçınan insanlar aynı gün temassız özellikli kart başvuruları yaptı.

Bazı durumlar yaşamdaki değişimleri hızlandırıcı etkiye sahiptir. Bu tip değişiklilerin önündeki en büyük engel, değişimi reddeden statükocu anlayıştır. Bazı kişiler statükocudur. Belirli bir konfor alanı vardır ve bunun değişmesini istemez. Bunu özellikle başarılı iş adamlarında ve devlet adamlarında görürüz. Belirli bir düzen kurmuşlardır ve belirli bir konfor alanları oluşmuştur. O konfor alanlarını korumaya göre hareket ederler. Yeni yatırım yapmazlar. Kaybetme korkusu ile hatalı kararlar ortaya çıkabilir. Oysa Fatih Sultan Mehmet, Mustafa Kemal ATATÜRK, Albert Einstein, Nikola Tesla ya da Steve Jobs kendi konfor alanını terk etmeseydi, bizler elimizdeki imkanlara sahip olabilir miydik?

Doğa sürekli bir değişim içindedir. Değişime direnenler eskinin ortasında kaybolur gider. Bu durum toplumsal yaşamımız için de geçerlidir. Değişime ayak uydurmak için olabildiğince konfor alanlarımızdan ayrılıp, kendi potansiyelimizi keşfetmeliyiz.

Değişime ayak uydurmanın bisiklet sürmeye benzediğini düşünüyorum. Bisiklete binerken belli bir tempoda olmamız gerekir. Durduğumuzda ya da kontrolsüz bir hızla gittiğimizde bisiklet devrilir. O halde hedefimize doğru ilerlerken, önümüze bir engel çıktığı zaman yolumuzu değiştirebilecek hızda, kontrollü ve yolu bulmamızı sağlayacak tüm teknolojilerden faydalanarak ilerleyebiliyor olmamız gerekir.

Sen değiştiğinde, talihin de değişecektir…

Görkem Kızıltan Ustalı

Değişime Uyum Sağlamak

“Medeniyet yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır. Sosyal hayatta, ekonomik hayatta, ilim ve fen sahasında başarılı olmak için tek gelişme ve ilerleme yolu budur. İşte bunun içindir ki, toplumun, zamanın gereklerine kendini uydurması, gelişmesi ve yenileşmesi gerekir…” demiş Ulu Önder Atatürk.

Ne kadar doğru değil mi? Günümüzün gerisinde kalan insanlar, toplumlar, ülkeler var olma savaşı verirken; konfor alanının dışına çıkıp yeni fikirler ortaya koyan, değişimin odağında olanlar veya değişime çabuk uyum sağlayanlar; hep bir adım önde olacaktır. İnsanlık tarihi boyunca birçok devrim ve inkılap olmuştur. Günümüzde yaşadığımız dijital dönüşüm köklü değişimlerden bir tanesi. İş yapış şekillerimizden yaşayışımıza kadar her şeyimizi etkiliyor.

Yarının teknolojisine ayak uydurmak, alışmış olduğumuz kalıpların dışına çıkmak başlangıçta zorlayıcı olabilir. Bundan birkaç yıl önce pazara gidip elleyerek ya da gözle kontrol ederek meyve sebze alırken; şimdi sanal mağazalardan online olarak sipariş veriyoruz. Yarın ise artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik gözlükleri ile alışveriş yapacağız. Gelişen teknoloji elbette hem zamandan hem de harcanan enerjiden tasarruf sağlamaktadır. Başlangıçta bazı mesleklerin yok olmasının açacağı işsizlik korkutsa da aslında meslekler yok olmak yerinde farklı meslek alanlarına dönüştüğü için işsizlik sorunu tahmin edilen değerlerde olmayacaktır.

Tesisat sektörünün tasarımdan üretime kadar olan süreçlerin dijitalleşmesi; ortaya konulan işlerin daha az hata ile daha verimli ve koordineli işlerin çıkmasına olanak sağlayacaktır.

Değişime direnmek ya da değişimin gerisinde kalmak yerine; değişimin tam odağında olup yön vermek bizim temel ödevlerimizden olmalıdır.

Gelişelim ve ekiplerimiz bu yönde geliştirelim.

Mehtap Sartık

Değişime Uyum Sağlamak

8 Mart Haftasına hatta gününe özel BERGEN filminin vizyona girdiği gün sinemada buldum kendimi.

Ve filmi izleyip tüylerim diken diken olmuş ve ne yapacağımı bilemediğim, üzerime büyük bir ağırlık çökmüş ruh halimle bu yazıya başladım. Bergen’i sadece yüzüne kezzap atılan bir şarkıcı olarak biliyordum. Ama ne yazık ki bütün hayatı bir erkek tarafından kezzap – bıçaklamalar ve her an öldürülmesi korkusu ile kaçarak süren bir yaşam ve sonunda aynı erkek tarafında öldürülmek. Yetmeyip aynı erkek tarafından mezarda bile kemiklerinin rahat bırakılmayacağını vurgulaması üzerine mezarını demir kafesler arkasına ve kilit kilit üstüne yaptıran bir anne.

Bu sadece tüm toplumun şahit olduğu bir örnek. Son yıllarda ortalama 300 kadın buna benzer sebeplerle öldürülüyor ki bunlar sadece kayda geçen rakamlar. Darp – dayak kısaca her türlü şiddet gören kadınlar cabası. Bütün bu erkekleri yetiştiren biz kadınlar olduğumuz için özellikle bizlere çok büyük görevler düşüyor. Cem Yılmaz’ın yaklaşımı ile “Eğitim şart” ama bu sadece kitap – bilgi eğitimi değil tabi ki. İnsani değerler –  aile kavramı – bireysel özgürlükler –  hayata karşı cesur olma gibi manevi değerlerin eğitimi de çok önemli.

Bu konuda bizlere çok büyük görevler düşüyor; bireysel olarak yapabileceklerimizin yanı sıra STK’ların aracılığı ile de insanların özellikle kız çocuklarının yaşamlarına dokunmalı ve rol model olmalıyız.

Kendi çevreme baktığımda hemen hemen çoğu arkadaşım bu konuda gayet aktif ve bilinçli. Tek başımıza dokunabileceğimiz hayat sayısı belli kısacası limitli. Daha çok insanın hayatına dokunabilmemiz için en doğru yol yukarıda da belirttiğim gibi STK’lardır bana göre.

MÜKAD – açılımı Mühendis ve Mimar Kadınlar Derneği de bu konuda çalışma yapılacak en güzel derneklerden biri bence.

Derneğimiz, Atatürk İlke ve Devrimlerine uygun, çağdaş eğitimin sağlanabilmesi ve ekonomik açıdan yardıma ihtiyacı olan başarılı çocukların ve gençlerin desteklenmesi, hayata kazandırılması için katkı amacını taşımaktadır. Bu bakımdan gelir sağlama adına mesleki bilgi ve birikimini sektör yararına sunmak suretiyle genç mühendis ve mimarların eğitimine katkıda bulunma gayretindedir. Yine buna yönelik olarak kurslar, seminerler, kongre ve konferanslar düzenlemek suretiyle gelir elde etmeye çalışmaktadır. Eğitimde kız çocuklarının aleyhine olan fırsat eşitsizliğini gidermeye yönelik olarak örgün eğitimdeki kız çocuklarının oranını artırma çalışmalarına katkı sağlama misyonuna sahiptir.

2022 itibarı ile 20 kız çocuğumuza üniversite bursu veriyoruz. Yazımın başında da belirttiğim gibi sadece teknik eğitim değil; mentorluk yaparak – sohbetler ve tecrübelerimizi de paylaşarak bilinçli bir nesil yetişmesine destek olmaya çalışıyoruz.

Tabi ki sadece ve sadece kız çocuklarını mercek altına alarak bilinçlendirme yapmak yeterli değil. Bu konuda gençlerden güzel bir anektoda şahit olmuştum. Onu paylaşırsam ne demek istediğimi daha iyi ifade etmiş olurum. Birkaç üniversiteli genç bir masada sohbet ediyorlardı. İçlerinden bir erkek, “Bütün üniversite bursları hep kızlar için kimse bizleri düşünmüyor” dedi. Çok haklı. Evet erkekleri kadınlar yetiştiriyor ama tek başına değil.

Aile ortamında babanın da katkısını unutmayarak, bilinçli nesiller yetiştirerek daha insanca ortamlar oluşturup eşit bir şekilde yaşayalım. Günün sonunda da EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ başlığına ihtiyaç kalmasın. Yine de günümüz kutlu olsun diyerek noktayı koyuyorum.

Melek Yıldız

Değişime Uyum Sağlamak

Üniversiteden mezun olup, çalışmaya başladığım ilk günden beri sürekli değişim dönüşümün içindeyim. Meta Mühendislik şirketini kurduğum 2001 yılından itibaren sektöre yön veren değişimlere ayak uydurmaya çalışıyorum. Zira değişim hayatın değişmez kuralıdır. Çalışma hayatımın geçmiş 32 yılının hiçbir dönemi pandemi dönemi kadar farklı ve hızlı değişim içinde olmadı. İletişim çağının getirdikleri ve götürdüklerine uyumlanmaya çalışmak benim yaş grubumdakiler için göründüğü kadar kolay değildi. Yüz yüze iletişime alışkın bir jenerasyon için sanal toplantılar yapmak zordu. Ancak pandemi kısıtlamalarının sonlarına geldiğimiz bu dönemde dünyanın en büyük metropollerinden birinde yaşayan bizler zamandan tasarruf etmenin çok kıymetli olduğunu anladık. Dolayısıyla sanal toplantıları tercih etmek zorundayız. Ayrıca yüz yüze toplantıların dünyaya bıraktığı karbon ayak izini hesaba kattığımızda sanal toplantılara alışmak artık bir zorunluluk diyebilirim. Genç nesil bu duruma çoktan alıştı. Pandemi ve iklim değişlikleri sayesinde biz de uyum sağladık. Artık yaşamımızın her alanında bu iki konuyu dikkate almak zorundayız.

Hızlı değişimin diğer kulvarı bilgi. İletişim çağının bize sağladığı bilgi akışı o kadar fazla ki bilmediğimiz bir konuda biraz Google araştırması yaparak konu hakkındaki tüm detayları, deneyimleri, riskleri ve oluşabilecek sonuçları öğrenebiliyoruz. Sanal ortam sayesinde kişisel deneyimlerimiz bile tartışılır hale geldi. Günümüzde bilgi ve deneyimleri almak, ölçmek, muhakeme ederek doğruyu ve uygulanabilir olanı seçmek başarıya giden yolu açmaktadır. Bu sebeple okullarda bilginin yanında muhakeme etme, analiz etme, tercih yapabilme yeteneklerini geliştirici eğitim sistemi kurmak ve öğrencileri bu yönde geliştirmek her sektör için nitelikli kadrolar oluşmasında fayda sağlayacaktır. Sektörümüzdeki değişimlerden bir tanesi de toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki farkındalıktır. Geçmişten bu yana var olmaya çalıştığımız erkek egemen bu sektörde hala sayıca az olsak da varlığımız daha görünür oldu. Ancak hala çok yetersiz. Mekanik tesisat sektöründe çeşitli alanlarda hizmet veren kadınların sayısı arttıkça güçleneceğiz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sona ermesi için kadınları destekleyen erkeklerin bu duyarlılıkla hareket etmesi sektörümüze pozitif katkı yapacaktır. STEM alanında çalışan kadın sayısı ne kadar artarsa o kadar güçlenecek, büyüyecek ve kalkınacağız. Bu vesileyle sektörümüzde emek veren tüm kadınların Dünya emekçi kadınlar gününü kutlarım.

Meliha Alaloğlu

Değişime Uyum Sağlamak

Kadınlar gününü nasıl doğru kutlayabiliriz?

Her 8 Mart belki ezbere, belki bize öğretilmiş bir şekilde “Kadınlar çiçektir” der, ardından da kadın haklarını hatırlatan bir dizi görsel ve yazı paylaşıp görevimizi tamamlarız. Oysaki haklarını medya aracılığıyla duyurmak zorunda kalmış azınlık bir grup gibi kabul edilen bu kadınlar, bildiğimiz kadarıyla dünya nüfusunun yarısını oluşturuyor, yanılıyor muyum? Böylesine kalabalık bir grubun azınlık olamayacağı aşikâr elbette. Peki, o zaman sayıları azımsanamayacak kadar çok olan bu topluluğun adına verilmiş bir günde, takınacağımız tavır veyahut atacağımız ilk adim aslında nasıl olmalı?

Şöyle ki, atılacak ilk ve belki de en basit adim, kadın haklarını “azınlığa verilmiş haklar” olarak değerlendirmekten vazgeçip “insana insan olduğu için verilmiş haklar” olarak benimseyebilmek diyebiliriz. Çünkü kadın hakları dediğimiz şey, ne insan haklarından farklı ne de belli bir gruba sunulan bir ayrıcalık aslında. Ayrıcalık dediğimiz kavram, birini diğerinden ayırır. Eşitlik dediğimiz, birini diğerinin yanına koyar. O halde, sevdikleriyle ve dünyayla yalnızca yan yana durmaya hevesli bu kişiler için daha azını kim ister?

Nermin Köroğlu

Değişime Uyum Sağlamak

Kadın erkek demeden hepimizin çok esnek olması gereken ve çok çalışması gereken bir dönemdeyiz. Çok sevdiğim bir reklam vardı zamanında, sloganı “koşmazsan düşersin”di. Çok beğenmiştim, hala aynı görüşteyim. Çok hızlı değişen, gelişen dünyada gayret göstererek, sınırlarımızı zorlayarak ve fırsatları değerlendirerek güncel tüm bilgilere ayak uydurmalıyız. Bunu yapmadığımız takdirde, gelecek nesle ve çevremize tahmin ettiğimizden çok daha hızlı bir süre içerisinde yabancılaşma riski taşıyoruz. Merakımızı araştırarak desteklemenin ve yeni bilgileri hayatımıza uyarlamanın bu yolda hepimize büyük kolaylık sağlayacağını düşünüyorum.

Nuriye Gümrükçüler

Değişime Uyum Sağlamak

Sürdürülebilir bir gelecek için üretimde, bilimde, teknolojide, sanatta, sosyal hayatta, kısacası hayatın her alanında kadının gücü ve varlığının artması gerekiyor. Teknolojinin hayatın hızını değiştirdiği bir dönem içindeyiz. Dijitalleşmenin bu kadar hızlı ilerlediği ve hayatımızı bu kadar sardığı bir süreçte dünyamızı güzelleştirecek ve daha yaşanılır kılacak olan, bu dünya üzerinde yaşayan kadın-erkek herkesin bilinçlenmesi, davranışlarını bu bilinçle şekillendirmesi ve başkalarının da bilinçlenmesi için çaba göstermesi. Eşitliğin sağlanması adına kadınlarımızın her zamankinden daha çok hayatın içinde olmasına, süreçlerde aktif rol oynamasına ihtiyaç var. En iyiye ve en güzele emin adımlarla ilerlemek için kadınlarımızın değişime ayak uydurması gerekiyor. Bu da öncelikle kişinin cinsiyetten öte birey olarak değerlendirilmesi ve hak ettiği yeri alması ile mümkün. Sektörümüzdeki kadın meslektaşlarımızın da bu yönde desteklenmesi ve güçlendirilmesine ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Firmamızın ilk kurulduğundan beri yönetsel süreçlerde, farklı kademelerde kadın çalışanlarımız aktif olarak rol oynamıştır. Kurumsal kültürümüzün bir yansıması olarak önemli vizyonlarımızdan biri çeşitlilik, kapsayıcılık ve fırsat eşitliği olmuş ve firmamız her zaman kadınlarımızın emeğini ve iş gücüne katılımlarını önemsemiştir. Cinsiyet, ait olduğu kültür, geçmiş deneyimi, becerileri her ne olursa olsun her bir çalışanımızın içindeki değeri ortaya çıkaracağı çalışma ortamları sağlamaya, daha yaşanılır bir dünya için azami özen gösteriyoruz. Firmamız önemli pozisyonlarında aktif rol alan kadın ve erkek tüm çalışanlarımız ve yöneticilerimizle bugünlere gelmiştir. Özellikle kadın çalışanlarımızın başarısının, sektörümüzde ve toplumumuzda rol model olarak öne çıktığını düşünüyoruz. Toplumsal gelişme için böyle örneklerin artması ve daha görünür olması çok önemli. Örneğin İmbat’ta toplantı salonumuz adını, 1953 yılında İTÜ Makine Fakültesi’nden mezun olan ilk kadın yüksek makine mühendisi ünvanına sahip olan Altan Edige’den almaktadır. Çünkü bizce, öncü örnekler daima başkalarına ilham verir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne güzel ifade etmiş;

“Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta başarıdan çok; ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır! Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacağı aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım”.

Firmamızın güçlü çalışan kadınları başta olmak üzere hayatın her alanında üreten, eğiten, yetiştiren, fark yaratan ve dünyamızı güzelleştiren tüm emekçi kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Bu anlamlı gün vesilesiyle hayatımızın her anında yanımızda olan kadın çalışma arkadaşlarıma iyi ki varsınız diyorum!

Pınar Gürler

Değişime Uyum Sağlamak

Yeni dünya düzeni dediğimiz düzende her şey baş döndürücü bir hız ile değişiyor. Son yıllardaki gözle görünür değişimlere baktığımızda karşımıza dijital çağ çıkıyor. Diğer yüzyıllardaki değişimlerden en büyük farkı çok hızlı olması.

Artık hiçbir şey mevcut konumunu uzun süre koruyamıyor, bugün “mükemmel” dediğimiz yarın “vasat” kalıyor, rekabet her gün daha sert ve daha küresel olarak karşımıza çıkıyor. Bu hıza ayak uydurmak için süreci iyi yönetmek gerekiyor. Bu bir varoluş süreci.

Bu değişim, birçok insanı işsiz bırakırken birçok yeni iş alanları yarattı. Yeni dünya düzeni, yeni ekonomiler yaratırken siz bu değişime ayak uyduramadığınızda bir süre sonra sistemin dışında kalıyorsunuz. Bunu klasik yöntemlerle başaramazsınız, işte bu yüzden yeniliklere açık ve uygulayabilir olup, bilgi ve teknolojiyle barışık olmak gerekiyor. Daha iyi olmanın ve sürekli iyi olabilmenin tek bir yolu ve tek bir yöntemi, kişisel performansımızı ve verimliliğimizi artırmaktan geçiyor. Bu, sizin bulunduğunuz konumu iyileştireceği gibi işinizde sürekliliği sağlayacak en temel unsur.

Yeni çalışma düzeni, özellikle kadın olarak birçok şapkayı aynı anda takmamız ve yönetmemizi gerektiriyor. Çalışan kadın aynı zamanda; anne, eş, ev kadını ve öğretmen gibi birçok görevi de almış oldu. Araştırmacılara göre, kadınlar, daha esnek olma, katılımcı liderlik türlerine daha yatkın olma, iletişim yeteneklerinin daha iyi olması, takım çalışmasına daha yatkın olma gibi nitelikler atfedilmek suretiyle dijital dönüşümde daha avantajlı bir konuma yerleştiriliyorlar.

Dijitalleşmenin özellikle kadınların da kendilerini daha rahat ifade etme ve beraberinde sahip oldukları yeteneklerini geliştirmesi noktasında bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

Dijital dönüşümle gelen yeni çalışma modeli kadınlara yeni iş fırsatları doğurdu. Hem yerel hem global birçok firmanın işe alım sürecinde mevcut kadroları, yetenek havuzları, terfi süreçleri gibi aşamalarda tüm adayların yüzde 50 kadın, yüzde 50 erkek çalışan oranı ile hareket etme hedefini gözlemleyebiliyoruz.

Farklı sebeplerden dolayı fiziksel olarak tam zamanlı iş yerinde bulunamayan kadın çalışanlar için çok ciddi iş fırsatları doğdu. Dijitalleşme ile uzaktan çalışma modelini tam veya yarı zamanlı olarak uygulayan şirketlerin donanımlı yetenekleri çekme imkanları da artarak devam ediyor.

Kadın çalışanların bu değişimi kesinlikle fırsata dönüştüreceğine inanıyorum. Bu da kadınların liderlik noktasında proaktif yaklaşımını, uyumluluğunu ve beraberinde farklı sorumlulukları eş zamanlı alma isteklerinden kaynaklanıyor.

Bence değişimi fırsata çevirmenin formülü, önce kendimize sonra çevremize uyarlamaktır. Uygulandığında başarı kaçınılmaz oluyor. Biz biz olalım değişime hızla adapte olalım, fırsatları kaçırmayalım ve tabii ki vazgeçmeden mücadele edelim. Gidişatı değiştirmek bizim elimizde.

Herakleitos’un dediği gibi; Her şey değişir. Değişmeyen tek şey değişimdir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

100. Sayımız Yayında
%d blogcu bunu beğendi: