Mavi Altın Su Ve Gelecek

Mavi Altın Su Ve Gelecek

Doğadaki tüm fiziksel kuvvetler birbirine bağlı kurallar içerisinde var olurlar. Dinamik bir yapı diğer kuvvetlerin devamlılığını sağlar. Bir eğimden aşağıya inen su kitlesi, mekanik enerjiye dönüştürülebilecek bir hareket ve kinetik enerji oluşturur. Bu sayede su değirmenlerinde suyun kinetik enerjisi mekanik enerjinin kaynağı olmuştur. Zanaatkarlık örneği olan değirmenler sanayileşmenin ilk hamlesinin motorlarıdır. Su değirmenlerinin önemi ve verimi teknolojik ilerlemeye bağlı olarak gelişti ve her türlü sanayiyi harekete geçirdi. Su enerjisi sayesinde keten, pamuk, ipek gibi tekstil sanayileri, kağıt sanayisi, maden sanayileri, bıçkı fabrikaları gelişmiştir. İngiltere’de sanayi devrimini başlatan buhar makinelerinden önce su motorları yaygın olarak kullanılmaktaydı.

Kömürle çalışan makinelerin yerini çok kısa sürede hidroelektrik enerjisi almıştır. Bu teknolojik devrim yenilikler çağlayanın doğmasına neden oldu. Bunlardan ilki 1830’dan başlayarak 50 beygir gücünde, eski su çarklarının pabucunu dama atan Fransız mühendis Founeyron’un buluşu dikey eksenli su türbinidir. Bu türbin silindir biçimli su geçirmez bir boşluğa girmeye zorlanan ve basınç altında büyük hız kazanan suyun rotor adı verilen hareketli ve dikey eksenli bir çarkı döndürme ilkesine dayanır. İkincisi, bir türbin ile alternatörün bir araya getirilmesiyle elde edilen, suyun mekanik enerjisini doğrudan elektrik akımına dönüştüren hidroelektrik türbinlerdir.

Su, 19. yy’da insanlar tarafından üretilen bir sanayi ürünü haline gelmiştir. İnsanlar suyu evlerinde ve çalışma yerlerinde kullanmaya başladılar. İlkçağdan beri varolan banyo, 20. yüzyılın başına kadar burjuvalara özgü bir lükstü. Banyo bazı çok katlı binalarda 1880’den başlayarak ortaya çıktı. Suyun kentlilerin evine gelebilmesi için her aşaması teknik bir seçim, dolayısıyla ekonomik bir yatırım gerektiren uzun bir yol kat etmesi, çıkarılması, arıtılması, taşınması, stoklanması, dağıtılması, kullanılmış suyun toplanması ve boşaltılması gerekmektedir. Kimya alanında ve tıpta gerçekleşen ilerlemeler sayesinde, rahatlıkla kullanılan su kaynaklarının ve ırmak suyunun içinde bakteriler, organik maddeler, “kokuşmuş maddeler” ve “sabit maddeler” gibi sayısız “konuklar” bulunduğunun farkına varıldı. Suların kirli olmasının hastalıklara yol açacağından kuşkulanıyor, dolayısıyla da suyu arıtmak gerekiyordu. Suların kirlilik derecesine göre yöntemler geliştirildi, geliştirilen yöntemler iyileştirildi. Kanalların borularla değiştirilmesi ile suyun toplumsal konumu değişmiş ticari bir ürün haline gelmiştir. Suyun insanlık için öneminin yanı sıra sürekli artan Dünya nüfusuna su sağlamak gelecek yüzyılın en önemli sorunlarından biri olacak. Dünya Bankası’nın hesaplamalarına göre Dünya’da 80 ülkede yaşayan nüfusun %40’ı hem miktar hem nitelik olarak susuzluk çekmektedir. Bir kuşak sonra 1,5 milyar insan tatlısu sıkıntısı çekecektir.

Suyun sanayileşmedeki rolü ve insan hayatının vazgeçilmezi olması göz önünde bulundurulduğunda yaşam ve gelişmenin ancak insanın suya gösterdiği saygı ve korumayla mümkün olacağını söyleyebiliriz. Bu nedenle; Lagom felsefesi ışığında hayatın her safhasına denge getirmemiz gerektiğine inanarak, yeryüzündeki geleceğimizi kalıcı ve sürdürülebilir çözümler üreterek kurmayı hedefliyoruz.

Kaynakça

Tuğçe HOCAOĞLU

Çevre Mühendisi – Marmara Üniversitesi

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

91. Sayımız Yayında
%d blogcu bunu beğendi: