MÜHENDİSLİK VE TEKNOLOJİ YÖNETİMİ
Geçen ayki yazıda ‘Mühendislik’ ve ‘Teknoloji’ terimlerini genel anlamda açıklamaya çalışmış; mühendislik ve teknolojinin farklı alanlarda ortaya çıkan gereksinimleri karşılamak üzere doğduğu, insanlık tarihi boyunca var olacağı ve gelişmesini sürdüreceğinden bahsetmiştim.
Teknoloji ve mühendislik alanındaki değişmeler, insanların gelişmişlik düzeyine göre, hayatlarını etkilemiştir. Taş devrinde av aletlerinin yapımı da bir mühendislik ve teknolojik alanında bir gelişim iken, günümüzün nanoteknolojisi de bir gelişmedir ve her ikisi de çağının insanlarının hayatlarını etkilemiştir.
Teknoloji nasıl tanımlanırsa tanımlansın, insanoğlunun hayatını kolaylaştıran, verimliliği artıran sihirli bir değnek gibidir. Bu sihirli değneği insanların mutluluğu ve refahı için kullanmak onun en iyi şekilde yönetilmesi ile mümkündür.
Peki nedir ‘Teknoloji Yönetimi’
Bir örgütün stratejik ve faaliyet düzeyindeki hedeflerini şekillendirme ve bunlara ulaşabilme amacı ile; teknolojik yeteneklerinin planlaması, geliştirilmesi ve uygulanması için mühendislik, bilim ve yönetim disiplinlerinin birbirine bağlanması olarak tanımlanabilmektedir. ‘Sosyal bilimler’ ile ‘Mühendislik bilimleri’ arasında köprü vazifesi gören yeni bir disiplin olarak da görülmektedir. Klasik anlamdaki yönetim anlayışından farklılığı ise teknolojik yeniliklerin firma stratejisinin oluşturulmasında temel belirleyici unsur olmasıdır ve bu farklılığın sağladığı avantajların başlıcaları aşağıda belirtilmiştir:
Şirketler arası rekabetin odak noktasının yeni veya yenilikçi ürünlerin istenen zamanda, istenen miktarda ve uygun fiyatla pazara çıkartılabilmesine kaydığı günümüzün üretim dünyasında bu üstünlüğün sağlanması bütünsel bir yönetim becerisi gerektirmektedir ki bu becerilerin bütünü ‘Teknoloji Yönetimi’ dir ve kapsamı ana başlıklar halinde aşağıdaki şekilde sıralanabilir:
Teknoloji yönetimi konusunda iki farklı yaklaşım söz konusudur:
Birincisi olan ‘mikro yaklaşım’ da hedef, firmanın karını ve üretimini arttırmaya yönelik olarak teknolojik olanaklarla insan gücü kaynaklarını en uygun şekilde planlama, örgütleme ve koordine etme sureti ile yönetim etkinliğini gerçekleştirmektir.
İkincisi ‘makro yaklaşım’ ise, ülke genelinde sosyo-ekonomik kalkınma hedeflerine uygun olarak, bilim – teknoloji planlaması, politikanın belirlenmesi, teknolojik yatırımlar, teknolojik altyapı ile ilgili etkinliklerin planlama, koordinasyon, uygulama konularını ele almaktadır.
Sonuç olarak; günümüzde işletmeler, dünyadaki tüm teknolojik gelişmeleri takip etmeyi ve bunlardan işletmeye en yararlısını seçerek, en uygun yolla uygulamaya koymadıkları sürece başarılı olamamaktadır. Çünkü küreselleşme, dünyadaki tüm işletmeleri rakip haline getirmektedir. Hızlı ve zorlu rekabetin hâkim olduğu iş dünyasında da ancak teknolojik güce sahip ve teknolojiyi iyi yöneten kurumlar ayakta kalacaklardır. Toplam kalite yönetiminin uygulamaya geçirilmesiyle tüm işletmelerin amacı olan; daha hızlı, daha kaliteli ve daha ucuz üretim, ancak, teknolojinin işletme süreçlerinde kusursuz biçimde uygulanması sonucunda gerçekleştirilebilmektedir. Teknolojinin işletme süreçlerinde kusursuz biçimde uygulanması ise doğru teknoloji yönetimiyle mümkündür.
“Bir işte kullanılan herhangi bir teknolojinin ilk kuralı, verimli bir operasyona uygulanan otomasyonun verimliliği arttıracağıdır. İkincisi, verimsiz bir işleme uygulanan otomasyonun verimsizliği arttıracağıdır.”
Bill Gates
Sonraki Bölüm : Teknoloji ve Rekabet
Kaynakça:
Ilknur Zorlu
