Meta Mühendislik Kurucusu Melek Yıldız “Doğanın Döngüselliğini Yaşama Adapte Etmeliyiz”

Meta Mühendislik Kurucusu Melek Yıldız “Doğanın Döngüselliğini Yaşama Adapte Etmeliyiz”

Doğaya baktığımızda her şeyin mükemmel bir döngüsellik içinde olduğunu belirten Meta Mühendislik Kurucusu Melek Yıldız, “İnsanoğlu doğanın döngüselliğinden çıktığından ve fazla atık üretmeye başladığından beri, dünya felaket sinyalleri veriyor. Doğanın döngüselliğini yaşama adapte etmeliyiz. Bizim işimiz bunu anlatmaya ve uygulamaya çalışmak” diyor.

Kuruluş hikayeniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

Meta Mühendislik 2001 yılında kuruldu. Şu anda 16 kişilik kadro ile Türkiye’nin ve dünyanın birçok yerine iş yapan bir firma olduk. Başlangıçta domestik ürünleri paket halde ithal ederek satış yapmaya başladık. Ev tipi küçük arıtma cihazları ile başladığımız süreçte montaja hazır halde getirttiğimiz ekipmanların Türkiye’deki taahhüt firmalarına satışını yapıyorduk. Bugün dünyanın herhangi bir yerinde anahtar teslim iş yapma deneyimine sahip bir firmayız. Zaman içerisinde müşterilerimizden atık su arıtma tesisleri ve endüstriyel proseslerle ilgili talepler gelmeye başladı. Kadromuz yeterli olmadığı ve daha işin başında olduğumuz için bu sistemlerle ilgili projelendirme ve mühendislik hizmetini dışarıdan aldık. Proje talepleri artmaya başlayıp, kendimiz bu tesisleri kurma cesaretini bulduktan sonra öz kadromuzu oluşturduk. Deneyimlerimiz arttıkça imalata olan ilgi ve konsantrasyonumuz arttı. Uzunca bir süredir, atık su arıtma tesislerinde gerekli olan ve Türkiye’de imal edilebilecek pek çok ekipmanı kendi imkanlarımız dahilinde üretiyoruz. Temiz su arıtma alanında endüstriyel projelerde pazar çok rekabetçi olmaya başlayınca bu kulvarda da varlığımızı sürdürebilmek için imalata geçmemiz gerekiyordu. Yine kadromuzu buna göre organize ettik. Membran, kılıf, pompa vb. ana komponentleri ithal etmek zorunda olsak da geriye kalan kısım için kendi atölyemizde yaptığımız imalatlar ile daha rekabetçi bir firma olduk. Şunu da vurgulamak isterim ki bir kadın girişimciden beklenmeyecek şekilde imalata önem veriyorum. Ekip arkadaşlarım da benimle aynı fikirde. İthal ettiğimiz ana komponentleri bir araya getirip su arıtma ekipmanları imal ediyoruz. Ayrıca tüm çelik imalatlar kendi bünyemizde yapılıyor. Bir süre sonra bu konuda da deneyim edindik ve referanslarımız giderek artmaya başladı.

Pandemi sizde nasıl bir etki bıraktı?

Pandemi tabi ki herkeste olduğu gibi bizde de bazı değişikliklere sebep oldu. Örneğin şirketin ofis kadrosuna çalışma mekanı konusunda esnek bir anlayış getirdi. Ben geleneksel kafa yapısıyla iş yerinde çalışılmasından yanaydım, işyerinin sunucusuna (Server) bağlanılıp çalışılmasına soğuk bakıyordum. Bana göre ofiste olmak gerekiyordu. Bu fikrim ve uygulama şeklim tamamen değişti. Ofise gitmeden de işlerin yürütülebildiğini gördük. Ben de buna hızlı bir şekilde adapte oldum. Masa başı çalışan arkadaşlarımız istedikleri zaman evden çalışmayı sürdürebiliyorlar. Önemli olan işlerin tamamlanması ve düzgün takip edilmesi. Uzaktan da sonuç alabiliyoruz. Ayrıca izole olduğumuz dönemde yönetimsel alana ve finansa ağırlık verdim, ekibi bir arada tutmayı ve motivasyonlarını düşürmemeyi başardım diyebilirim. Psikolojik olarak hem kendimi hem ekibimi destekleyen, motive edici online toplantılar yaptık. Her gün sabah akşam aynı saatlerde yapılan biraz iş, biraz sohbet içerikli toplantılar bizi ayakta tuttu. İçinde bulunduğumuz bilinmezlikte kendisinin haberi yok ama bir çalışma arkadaşımızın “Ben şirketime ve yöneticilerime güveniyorum. O yüzden endişe etmiyorum” demesi benim için çok büyük motivasyon oldu. Kadromuzda değişiklik yapmadık, şirketi küçültmedik. Tamamen kapanma olan süreçte sadece 1,5 ay kadar evden çalıştık. Mühendis ve teknisyenlerimiz zaman zaman dönüşümlü zaman zaman hep birlikte sahadaydılar. Su acil öneme sahiptir. Bu yüzden en az bir teknisyenimiz nöbet tuttu. Aynı dönemde pandemi hastanelerinin arıtma işlerini aldık ve hızlı bir şekilde kurulumlarını yapıp çalıştırdık. Dolayısıyla biz hep sahadaydık, hep çalıştık.

Bunun dışında ağırlıklı olarak yurt dışı projeler yapan bir şirket olduğumuz için malzeme göndermekte ve ekip göndermekte zorlandık. Sınırlar kapandığı için bazı malzemeler depomuzda kaldı. Teslim edilmiş sistemlerin kurulumu için ekip gönderemedik. Dolayısıyla bu tip aksaklıklar bize finansal yükler getirdi. Tahsilatlarda gecikmeler oldu. Bazı acil işlerde özel izinlerle ekip göndermek durumunda kaldık. Bir yandan işler yürüsün istedik ama bir yandan da personelimizin hastalanma ihtimali, insani olarak bize çok zor anlar yaşattı.

Firmanızın üretim sahaları ve ürünlerinizin mevcut durumu hakkında bilgi alabilir miyiz?

Biz birkaç alanda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İlki temiz su arıtma tesisleri. Endüstriyel prosesler de bunun içerisine girmektedir. İkincisi atık su arıtma. Üçüncüsü ise geri kazanımdır. İklim değişikliği sebebiyle yaşanılan somut problemler bu farkındalığı artırdı ve geri kazanım önem kazandı. Dolayısıyla çok fazla geri kazanım sistemleri kurmaya başladık.

Bir diğer taraftan da kurulmuş olan proseslere servis bakımı hizmeti veriyoruz. Pandemi döneminde su kimyasalları satışı konusunda da yeni bir yatırıma girdik. Türkiye’de çok başarılı işler yapan yerli bir kimyasal üretici firma ile anlaştık ve artık arıttığımız suyun kontrolünü de kendi kimyasallarımız ile yapıyoruz. 2021’in ikinci yarısında pratikte hayata geçti. Şu an fiilen çalışıyoruz.

Domestik alanda seri imalat yapıyoruz. Bu alanda sirkülasyon çok daha hızlı ancak endüstriyel proseslerin proje ve imalat süreçleri çok daha uzun sürüyor. Hangi prosesi yapıyorsak tasarımı, çizimleri ona göre yapılıp imalata geçiliyor. Deniz suyu arıtma, kimyasal ve biyolojik atık su tamamen farklı işler ve her biri için ayrı çalışmalar yapılıyor. Ekipmanlarımız da buna göre üretiliyor. İki farklı alan için birkaç yıldır, şirket içinde bir bölünmeye gittik, endüstriyel ve bina teknolojileri diye iki ayrı departman oluşturduk. Projeleri ayrı ekiplerle yürütüyoruz.

Dünyamızda su krizinin baş gösterdiği konuşuluyor, bu bakımdan yapmış olduğunuz işlerin yaşam alanları ve dünyamız için faydaları nelerdir?

Aslında farkındalık oluştu ama ilgili pek çok platformda sadece konuşuyoruz. Türk Tesisat Mühendisleri Derneği’nde (TTMD) kurucuları arasında bulunduğum ve başkanlığını yaptığım bir su komitesi kurduk. Suyu ilgilendiren tüm disiplinler ile ilgili eğitimler vermeye çalışıyoruz, seminerler yapıyoruz. Yağmur suyu ve gri suyun kullanılmasıyla ilgili bilinç geliştirmeye çalışıyoruz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yönetmeliği yayımlandıktan sonra meslektaşlarım konuya daha hakim oldular ancak yine söylüyorum “sadece konuşuyoruz”. Normalde projelerin biraz daha hareketlenmesi lazım, daha çok talep olması lazım ama öyle bir durum yok. Herkes su problemi olduğunu, susuz kalabileceğimizi, kuraklık olabileceği ihtimalini biliyor ama ne bireyler ne de kurumlar henüz bu konuyla ilgili faaliyete geçmiş değil. Çevremde gördüğüm budur. Bazı büyük yatırımlarda proje ve şartnamelere girdi ama yaygınlaşması zaman alacak gibi görünüyor. Bu yüzden TTMD su komitesi olarak bu farkındalığın artması ve uygulamaya geçmesini hızlandıracak planlar yapıyoruz.

Ne kadar geriden takip ettiğimizi şöyle açıklayabilirim; yağmur suyu hasadı konusunda Almanlar 1989’da norm oluşturmuşlar. 32 yıl önce kurallarını oluşturduklarına göre bu konu hakkında çok daha önceden konuşmaya başlamışlardır. Biz ise daha yeni konuşmaya başladık ve altında herhangi bir açıklayıcı metin olmayan bir satırlık yönetmeliğimiz var. Dolayısıyla evet yağmur suyunu toplamak çok hayati ama o kadar da elzem olmadığını düşünenler de var ne yazık ki. Yani hayata geçen bir gelişme yok. Bu aslında bir devlet politikası olmalıdır. Bakanlığımız yönetmeliği yayımlayıp görevini yapmış saydı ama zorlamalar getirmesi ve bütçe desteği vermesi de lazım. Tabi ki yağmur suyu hasadı yapıyorsanız, gri suyu geri kazanıyorsanız bunun bir maliyeti var. Endüstriyel proseslerde yatırımcı biliyor ki ürünün iyi çıkması için suyun kaliteli olması gerekiyor. Soğutulacaksa soğutuyor, arıtılacaksa arıtıyor. Ama bunun dışında başka bir şey yapmıyor. Yağmur suyunu toplamanın insanlığa faydası kuraklığın devamı olan kıtlığı önlemek şeklinde açıklanabilir. Dünyanın tatlı su hacmi aynıyken canlıların nüfusu sürekli artıyor. 3 aylık yağmur 10 dakikada yağıyor ve 3 ay hiç yağmıyor. O zaman biz yağan yağmuru toplamalıyız. Bugün çok göze çarpmıyor, çok rahatsız etmiyor ama ileride durum değişecek. Su kullanımına ve coğrafi konumumuza göre birçok yaşam alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekiyor. Coğrafik özelliklere göre tarım yapmak gerekiyor. Yaşam alışkanlıklarımızı kendi coğrafyamıza göre düzenlememiz ve bazı şeylerden vazgeçmemiz gerekiyor. Bu, toplumsal bilinçle olacaktır. Devletin de burada uygulayacağı politikalar çok önemli. Hala tasarruf adına kalıcı hiçbir şey yapılmıyor. Yağmur suyu hasadı aslında çok kadim bir gelenek. İstanbul’da Yerebatan Sarnıcı önemli örneklerden biri. Bodruma gidin orada her köyde bir gümbet var ama hiçbiri amacına uygun kullanılmıyor. Ardiye olarak kullanılıyor. Bir zaman sonra kullanmaya başlayacaklar, çünkü su depolamak zorunda kalacaklar. Mevcut olan suyu tekrar kullanmak için olabilecek tüm yöntemleri dikkate almamız gerekiyor. Çünkü zaten barajdan aldığımız suya bir bedel ödüyoruz, bunu atmak yerine biraz daha düşük bir bedelle tekrar kullanılabilir hale getirmeliyiz. Bir ülkenin medeniyet seviyesi suyu kaç kere kullandığı ile ölçülür. Biz ise alıyoruz ve atıyoruz. Su, en az 3 defa kullanılabiliyor. Son dönemde insanları bilinçlendirmek için yeni sivil toplum kuruluşları oluşmaya başladı. Umarım onlar da insanlığın sadeleşmesi yönünde katkı yapabilirler. Kullan-at mantığından uzaklaşmamız gerekiyor. Bir tişört için 50 litre su harcanıyorsa, bunu bilerek daha az satın almalıyız. İnsanoğlunun minimal yaşaması önemli, müsriflik ve şatafata dayalı yaşam alışkanlıklarını değiştirip sade yaşama odaklanmak yaygınlaştırılması gereken konulardan en önemlisi. Bunu Türkiye’de görmüyoruz. Mesela Avrupa’da masalara kâğıt peçete gelmiyor. Kâğıt çok ciddi miktarda su tüketiyor. Genelde sadece ağaç olarak bakılıyor ancak kağıt üretiminde hem ağacı hem de suyu tüketiyoruz.

Örneğin İstanbul’da oto galeriler ve oto yıkamacılar arabaları yıkamak için niye temiz su kullanırlar? Barajdaki su bize gelene kadar pek çok arıtma işlemlerinden geçer. İstanbul suyunun kalitesi çok iyi ama esasında o kadar da iyi olması gerekmiyor. Rezervuarda kullanılıyor, duş alınıyor. Yemek hazırlanırken ve içmek için kullanılmıyor.

Suyun bu kadar iyi olmasına, yani bu kadar fazla işletme maliyetine gerek var mı? Daha da ucuzlaştırılabilir mi? Mesela yağmur suyunu toplayıp basit bir filtreden geçirip rezervuarda kullanabiliyorsun. Kilometrelerce dolaşan suyu neden içme suyu kalitesine getirmeye çalışıyorlar, dünya bunu tartışıyor. Türkiye’de de artık bu konu dile getirilmeye başlandı.

Yağmur suyunu toplamanın, atık su ve gri su arıtmanın firmalara ve bireylere ne tür avantajları olmaktadır?

Öncelikle yağmur suyu bedava olduğundan maddi bir avantaj sağlıyor. İnsanlar yağmur suyu ile bahçe sulayabilir, rezervuarlarda kullanabilir. Başka da birçok kullanım alanı var. Yağmur suyu kesintili bir kaynak gibi görünebilir ancak esasında sürekli bir döngüdedir. Bir hafta veya bir ay yağmayabilir ama mutlaka yağar. Tüm çatılardan borularla toplanan yağmur suyu kanala verilip deşarj ediliyor. Oysa yağmur suyunu bir depoda biriktirebilirsiniz ve basit bir pompa yardımıyla ihtiyaç olan yerlerde kullanabilirsiniz. Bir de artık suyumuz yetmiyor. Su kaynaklarımız sabit ama tüketen sayısı hızla artıyor. Bir zaman sonra su, petrolden daha pahalı olacak. O zamana doğru ilerliyoruz.

Gri su özelinde konuşacak olursak; gri su zaten parasını ödediğimiz, bir kez kullanılmış şebeke suyu. Çok az bir işletme maliyetiyle o suyu tekrar kullanabiliyorsunuz. Mesela oteller bu konuda çok bilinçli. Onlar geri dönüşüm maliyetini çok iyi biliyor, suyun kalitesini de kendileri ölçüyorlar. Proseslerini gayet verimli şekilde çalıştırıyorlar. Bireysel alanda ise ev tipi kullanım ile ev ekonomisine katkı sağlıyor. Bunun ötesinde insanlığa çok büyük bir katkı sağlanıyor. Su rezervlerimiz korunmuş oluyor. Gelecek nesillerin kuraklıkla ve açlıkla boğuşmaması için su çok önemli. Su aynı zamanda hijyen anlamına da geliyor. Su yoksa hijyen de yok. Hastalıklarla mücadelede suyun olmaması düşünülemez. Örneğin coronavirüs ortaya çıktığında su tüketimi de arttı, insanların el yıkama alışkanlıkları değişti. Çamaşır suyu ve dezenfeksiyon konusunda görüşler değişti ve bu tür ürünler daha çok tüketildi. Su olmasaydı ne olacaktı? Su olmasaydı elimizi neyle yıkayacaktık? Nasıl temizlik yapacaktık? O yüzden gelecekteki hastalıklarla mücadele anlamında da suyun korunması ve toplanması çok önemli bir konu.

Doğaya baktığımızda her şey mükemmel bir döngüsellik içindedir. Su çevrimi, atıkların bertarafı, canlı döngüsü daha pek çok örnek sayabiliriz. İnsanoğlu doğanın döngüselliğinden çıktığından ve fazla atık üretmeye başladığından beri, dünya felaket sinyalleri veriyor. Doğanın döngüselliğini yaşama adapte etmeliyiz. Bizim işimiz bunu anlatmaya ve uygulamaya çalışmak.

Faaliyet gösterdiğiniz alanlarda dünden bugüne olan değişiklikleri nasıl değerlendirirsiniz? Suyun verimli kullanılması konusunda neler yapmamız gerekir?

Toplumu bilinçlendirmek adına sosyal medya çok kullanılıyor ancak orada sosyal medya hesabı olanlar faydalanıyor. Her bireye ulaşmak lazım. Kuraklık ciddi bir şekilde geliyor. Suyu koruma sorumluluğunu herkesin üstlenmesi gerekir. Sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yağmur suyu hasadı ile ilgili bir panelimiz oldu. Bu panele Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan gelen yetkiliye “Biz size gelip çalışmalarımızı yapalım, beraber iş birliği yapıp tek satırlık cümlenin altını dolduralım” teklifinde bulunduk. O yetkili kendince bu teklifimizi kabul etti ama daha büyük çerçevede nasıl bakacaklar bilemiyorum. Tesisat sektöründe çalışan mühendisler olarak su ve hava konusunda ilgili STK’lar ile devlet politikalarının oluşmasında daha fazla rol almamız gerekir. Mesleki sorumluluğumuzun yanı sıra bu bizim insan olarak da sorumluluğumuzdur. Biz kendimizi standardize edersek yatırımcılara da uygulamak zorunda olduğumuz kuralları daha güvenle açıklayabiliriz.

Firmalara sunmuş olduğunuz hizmetler nelerdir?

Öncelikle doğru projelendirme konusunda çok hassas davranıyoruz. Aslında işimize bir şirkete proses ya da ekipman satıyoruz gibi bakmıyoruz. Biz dünyaya temiz bir gelecek bırakmak için çalışan bir ekibiz. Örneğin kurduğumuz bir sistem ile otelde su geri kazanılıyorsa bu dünyaya bir katkıdır. Bir fabrikada su arıtılıp denize veya dereye temiz deşarj edilirse bu dünyaya hizmettir. Konuya bu çerçevede bakıyoruz. Bütçesel olarak değerlendirecek olursak; mümkün olduğunca yerli imalat yaparak paramızın kendi ülkemizde kalmasını istiyoruz. Sadece zorunlu ekipmanları ithal ediyoruz. Bazı prosesleri paket alabilme imkânımız varken kendimiz yapıyoruz. Bu bir yandan fiyat avantajı sağlıyor diğer yandan da öğreniyoruz. Değişik işler yapmaktan hiç çekinmiyoruz. Çalışma konumuzun çok derin bir konu olduğunun farkındayız su konusunda her şeyi bilmek mümkün değil ama 21 yıldır öğrenmekten ve denemekten hiç vazgeçmedik. Buna bağlı olarak da elde ettiğimiz deneyimler paha biçilemez. Firmalara sunduğumuz hizmetler içerisinde sistem kurulumu, servis ve periyodik bakım hizmetleri de yer alıyor. Kurduğumuz prosesin sürdürülebilir şekilde verimli çalışması bizim sorumluluğumuzdadır. Şirketimizin politikası hep bu yönde oldu. Projesine ve şartnamesine inanmadığımız hiçbir işi yapmadık. Bundan sonra da geleceğe daha temiz bir dünya bırakmak için çizgimizi değiştirmeden kendimizi geliştirerek yolumuza devam edeceğiz.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

97. Sayımız Yayında
%d blogcu bunu beğendi: