Kerem Sezer
Kerem Sezer
sezerkerem@gmail.com
CUMHURİYETİN BİLİM ADAMLARINA İHTİYACI YOKTUR
  • 0
  • 10 Mayıs 2020 Pazar
  • +
  • -

Oksijenin Bulunuşu

Yanma olayının tam anlaşılması gazların anlaşılmasına bağlıydı. 18. yüzyıla kadar hava dışında bir gaz bilinmiyordu. Gerçi Van Helmont (1577-1644) çeşitli gazların olabileceğini düşünmüştü. Fakat onların nasıl ayırt edebileceğini bilmediği için inceleyememişti. Bu yolda ilk adımı İskoç kimyacısı Joseph Black (1728-1799) atar.  Black, “sabit gaz” dediği karbon dioksit (CO2)’in havadan farklı bir gaz olduğunu gösterir. On yıl sonra (1766’da) Cavendish başka bir gazı bulduğunu açıklar. Cavendish’in “yanar hava” dediği ve asitlerin metal üzerindeki etkisinden elde ettiği bu gaz, bildiğimiz hidrojendi.

Bunu izleyen birkaç yıl içinde İngiliz Joseph Priestley (1733-1804)’in on kadar yeni gaz keşfettiği görülür. Priestley son derece yetenekli bir deneyciydi. Deneylerinde alevden daha çok ısı sağlayan büyük bir mercek kullanıyordu. Bu mercekle, örneğin civa oksit (HgO)’i ısıtarak bir gazın ayrıldığını ve geride saf civanın kaldığını saptar. Ayrılan bu gazda mumun çok parlak yandığını görür. Azot monoksit (NO) denilen bulduğu başka bir gazda da aynı sonucu tespit etmişti; fakat ikisi arasındaki ilişkiyi bilmiyordu. İki gazı karıştırınca, her iki gazdan daha az yer kaplayan kırmızı renkte yeni bir gaz (2NO+O2 = 2 NO2) elde eder ve bu gazda bir farenin aynı miktardaki havada yaşayabileceğinden iki kat daha uzun yaşadığını saptar. Daha 1771’de, solunuma ve cisimlerin yanmasına elverişliliğini yitiren havanın içine yeşil bitki konduğunda bu özelliğini yeniden kazandığını görmüştü. Priestley bu ayırt ettiği gazın yanma ve solunum için gerekli olduğunu, yeşil bitkiler tarafından havaya katıldığını biliyordu. Phlogiston’a çok düşkün gördüğü bu gaza Priestley, “phlogiston yutan hava” adını verir.

Priestley’in 1774’te keşfettiği bu gaz kuşkusuz oksijenin kendisiydi ne var ki, Priestley phlogiston teorisinin etkisinden sıyrılıp, keşfinin değerini gereği kadar göremedi. Oysa, bu keşfin kimya bilimi için taşıdığı büyük önemi kavrayan Lavoisier, bilim tarihine modern kimyanın babası olarak geçmiştir.

Priestley’den buluşu ile ilgili bilgi alan Lavoisier, aynı deneyleri tekrarlar, sonucu 1775’te Fransız Bilim Akademisi’ne sunduğu bir bildiriyle açıklar, fakat Priestley’in adından bir sözcükle bile bahsetmez.

Lavoisier, deneylerini sürdürerek daha sonra havanın sanıldığı gibi bir element olmayıp, oksijen ve nitrojen gibi iki gazdan meydana geldiğini ve kalsinasyon(*) sürecinde metalle birleşen şeyin oksijen olduğunu gösterir.

Gazlar üzerindeki bu çalışmaların yanı sıra suyun kimyasal bileşimi ile ilgili çalışmalar da sürdürülüyordu. 1781’de Priestley bir elektrik kıvılcımı kullanarak oksijen ve hidrojen karışımı bir gazı patlatır ve bir miktar buğu veya çiğin oluştuğunu görür. Cavendish bu deneyi tekrarlayarak sonucu daha ince ve ayrıntılı inceler; patlamada “yanan hava” (hidrojen)’nin tamamının, bildiğimiz havanın ise beşte birinin kaybolduğunu, oluşan çiğin ise saf su olduğunu kanıtlar. Ayrıca, patlayarak su haline gelen bileşimde iki ölçek hidrojene karşı bir ölçek oksijenin yer aldığını saptar.

1783’te Paris’e giden Cavendish’in asistanı, sonucu Lavoisier’e duyurur. Hemen deneyi tekrarlayan Lavoisier, Priestley ve Cavendish’e ait buluşu kendi buluşu olarak Bilim Akademisi’ne bildirir.

Oksijeni olduğu gibi, suyun bileşimini de Lavoisier keşfetmemiştir ama her iki keşfin de teorik açıklamasını o yapar.

Lavoisier’in kimya bilimi bakımından çok önemli bir başka katkısı da, kimya terimlerini karışıklıktan kurtarıp mantıksal bir düzene sokmasıdır. O zamana dek ortaya atılmış olan adların kullanılması ve hatırda tutulması son derece güçtü. Lavoisier, Yunan ve Latince köklerden yararlanarak “oksijen”, “hidrojen”, “karbon” gibi daha belirgin adlar önerir. Başlangıçta ne Bilim Akademisi, ne de bilim adamları tarafından benimsenen bu sistemi, Lavoisier ünlü ders kitabını (TraiteElementaire de Chimie) yazarak benimsetme yoluna gider. Önerdiği sistemin, kendisinden 20 yıl sonra Joh Dalton tarafından kurulan atom teorisine tıpatıp uyacağını o zaman tahmin etmek güçtü. Kitapta ilk kez elementlerin bir listesi de yer almıştır. Lavoisier “element”i daha küçük bir şeye ayrılmayan madde olarak tanımlar.

Gene bu kitabında Lavoisier ilk kez “Kütlenin Korunumu” ilkesini açıklamaktadır.

Kimyasal bir değişimde kütle ne yitirilir ne de kazanılır; sonuçta elde edilen maddenin kütlesi başlangıçtaki maddelerin kütlesine eşittir.

Lavoisier kitabını 1789 devriminin kanlı günlerinde yayımlamıştır. Kendisini haksız kazanç sağlamak ve başkalarının fikirlerini çalmış olmakla suçlayanlar giderek tehlikeli olmuşlardı. Lavoisier bu fırtınalı günlerde solunum, hayvan vücut sıcaklığı, yiyecek maddelerinin sağladığı enerji gibi konularda deneyler yapıyordu. 1793’te tutuklanarak hapse atılır, arkasından ölüme mahkum edilir. Mahkemede bazı tanıklar, “Vatandaş Lavoisier!in Fransa’ya onur getirenler arasında seçkin bir yeri olduğu üzerinde tüm bilim adamları birleşmiştir” dediklerinde yargıcın cevabı şu olur; “Cumhuriyetin bilim adamlarına ihtiyacı yoktur.”(**)

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, hoşça kalın.

( * )Kalsinasyon: Bir maddenin nemini ve karbondioksit gibi uçucu maddelerini uzaklaştırmak için o maddeyi erime noktasının altında ısıtma (kavurma) işlemi. Kaynak : (https://www.turkcebilgi.com/kalsinasyon)

( ** ) Bilim Tarihi / Cemal YILDIRIM / Remzi Kitabevi / 2012 / Syf : (175-176-177)

Makina Mühendisi

Kerem SEZER

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
%d blogcu bunu beğendi: