Uyudum da büyüdüm.. Şimdi okullu oldum.

Yaşama adım atılan ilk andan itibaren ebeveynlerin  akıllarının bir kenarında, bu minik bebek büyüyecek, yürüyecek, konuşacak, kendi kararları, tercihleri olacak gibi düşünceler bulunur. 

Sonrasında ise okul iş hayatı ve daha sonrasına ait düşünceler bunları takip eder.

Bireyin ilk kez yaşıtlarından oluşan bir topluluk arasına katıldığı anaokulu evresinin sonrasında, anaokulun yanında daha fazla akademik beklenti, ödev  vedevamlılık gibi beklentilerin de bulunduğu ilköğretim evresi başlar.

Hazır bulunuşluklarına göre kimi çocuk bu süreci rahatlıkla yürütürken kimisi ise eski alışkanlık ve davranışsal refleksleri ile yeni durumu reddetmeye yönelik bir tutum sergileyebilir.

Genelikle bu durum çocuğun bebeklik ve erken çocukluk evresinde hangi tutumlara maruz kaldığı, nasıl bir ebeveynlik tutumu ile yetiştiği ile yakından ilgilidir.

Erken dönemde çocukta yer edinmiş korku ve kaygılar yaşamdaki yeni başlangıçlarda her zaman sorun çıkarmaya hazır bir mayın gibi yaşamımıza eşlik eder. 

Bu yalnızca çocuklarda değil yetişkin yaşamında da görülür.

Bir yetişkin olarak yeni bir karar almaya çalıştığımızda, örneğin uzun süre ikamet ettiğimiz bir binadan veya semtten  yeni bir eve taşınma fikri, yine uzun süredir iş hayatında bulunduğumuz pozisyonu farklı bir alana yönlendirme ile ilgili fikir gibi yaşamdaki belirgin değişikliklerin arefesinde kendimizi stres, kaygı , korku gibi durumlar içerisinde bulmamız ön gördüğümüz bir durumdur.

İşte tüm bu durumları yaşamda karşı karşı geldiği durumlara yönelik başa çıkma becerileri henüz oldukça düşük olan, 3-6 yaş arası bireylerin yaşadığını düşünün, aslında ne kadar ürkütücü değil mi?

Yetişkin dünyasından oldukça cazip ve sevimli gelen bir çok şey, aslında çocuk dünyasında aynı karşılığı bulamamaktadır. Okul bundan dolayı çocuğun standart hayatının içine girmiş kimyası farklı bir olgudur. Bu ortamda, çoğu eski davranış,, aynı ortamlarda birbirlerinin özgürlük alanını gözeterek  hareket eden çocuğun farklı davranış kalıplarına dönüşür.

Peki bu dönüşüm kolay mıdır? Tabi ki hayır.

Diğer taraftan bu dönüşümün sadece çocuk için olduğunu düşünmek ne kadar akıllıca?

Doğru cevaplar değişimlerin her zaman sancılı olduğu ve değişimin tek taraflı olmadığıdır.

Çocuk öğrenci kimliği kazanırken , anne ve baba da veli kimliğine kavuşur.

Belirttiğimiz gibi, bu kimlikleri kazanmak zaman zaman oldukça zordur.  Bazı ailelerde problemlerin boyutu çocuğun ne tür bir okula gideceğinin konuşulması ile başlayabilir. Bahsetmek istediğimiz, bir koleje mi yoksa inanılan temiz yakın bir devlet okuluna mı tartışmalarının yaşandığı evredir. 

Bazı ebeveynlerin çocuklarına bu soruyu yönelttiklerini bilmekteyiz. Unutulmamalıdır ki ebeveynlik doğru zamanda doğru insiyatifi almaktır. Bu dönemde çocuğa bırakılan bir kararın sağlıklı sonuç vermeyeceği ihtimalini göze almak gereklidir.

Erken dönemde istekleri hızlı karşılanan çocuklar, bir sonraki ihtiyacını rahatlıkla aileye aktarabilmektedir. Aile kapsamı alanında kalan bu ihtiyacı yerine getiren bir tutum sergiliyorsa çocuk aynı ritüeli eğitim hayatı içinde kullanmak isteyebilir.

Bu durumun işin içinden çıkılmaz bir hale gelmesi an meselesidir. Nasıl mı?  Henüz ilköğretim 4. Sınıfa geçmiş ve bu noktaya kadar 4 okul değiştirmiş bireyler ve yıpranmış ebeveynleri görüşmelerimizde karşılaştığımız  durumlar arasındadır.

Bir düşünün, çocuk bir okulu gezi esnasında sevmiş birkaç ay devam etmiş, sonrasında farklı bir okula gitmek istediğini söylemekte, ebeveyn de kaygılanıp ikna olarak okul arayışına başlamış. Ve bu durum 3 kez tekrar etmiş.

Sinemada  izleyip keyif almadığınız bir filmi kaç kez üst üste izleyebilirsiniz?

Bu gibi durumlarda ilerlemeyi önceden fark ederek doğru zamanda  uzman desteği almak oldukça önemlidir. Aksi takdirde çocuğun eğitime bakışı erken dönemlerde olumsuza doğru evrilecektir.

Böyle bir yaşantı ile okula başlangıç yapan bireyin, tekrar okulu sevebilmesinin oldukça güç olduğunu buradan söylemeliyiz.

Problemi iyice tanımladık, peki bu durumun gelişmemesi adına okul öncesinde neler yapılabilir?

Süreç henüz başlamadan okula uyum anlamında ilk olarak mental hazırlıklar başlamalıdır. Okulun nasıl bir yer olduğu, onu ne gibi durumların beklediği , farklı durumlarda ne gibi davranışlar sergileyebileceği, ihtiyacı olduğunda kimden hangi konuda yardım alabileceği aktarılmalıdır.

Tüm bunları yaparken en fazla düşülen hatalardan biri olan, ‘okul harika bir yer, çok seveceksin, bir sürü arkadaşların olacak…. ‘ vb. cümleleri kullanmamak gereklidir.

Okulu toz pembe bir yer gibi gösterme eğilimleri, ebeveynin içinde bulunduğu karmaşık bir durumu hızlıca çözebilme isteğinden kaynaklanır. Daha da kötüsü ise kendisi de okulu öyle görüyordur.

Öğrenme dünya üzerindeki en karmaşık işlerden biridir ve gerçeği söylemek gerekirse oldukça zor bir süreçtir. Ama biz yetişkinlerin aksine,  çocukların öğrenme ile ilişkisi bize göre oldukça sadedir. Yavrularımızın hızlı öğrenme gibi bir yetileri olsa da, hızlı unutabilme gibi bir özellikleri de vardır.  Bunun pozitif olduğu kadar negatif bir çok etkisi vardır o küçük hayatlarına.

Okulu anlatırken zaman zaman zorlanacağı, zaman zaman keyif alacağı, akranlarının olduğu, çeşitli öğrenme fırsatlarını bulabileceği ve yeteneklerini keşfedeceği bir yer olarak tanımlamak yeterlidir.

Mental olarak çocuğun okula hazırlanmasında bu hususlar en önemli hususlardır. Zira anlatılanın aksine bir dünya ile karşılaşan çocuk, okul reddine kadar ilerleyebilir. Böyle durumlarda ailenin işi oldukça güçleşmektedir.

Diğer taraftan okula uyum sağlaması gereken tek şey çocuğun ruhsal yanı değildir.

Çocuğun biyolojik saatinin de okul haftası yaklaştıkça okula uygun hale getirilmesi gerekmektedir.

Çocukların bazen son güne kadar tatil yaptığını, sabah 11:00  12:00 lerde uyandığını duymaktayız.

Bu çocuk ertesi gün okula gittiğinde sizce nasıl olur?

Öğrenme için temel şartlardan biri organizmanın hazır bulunmasıdır. Açlık , susuzluk gibi durumların yanında vucudda belirli oranda dinlenmişliğin de bulunması öğrenmenin temel koşullarından biridir. Okula başlama evresinde temel ihtiyaçları karşılanmamış birey öğrenmeye elverişli değildir. 

Bundan dolayı okul henüz başlamadan en az bir hafta öncesinde vücud okul saatlerine doğru yavaşça uyanmaya ve aktif olmaya kaydırılmalıdır. 

Senaryoyu biraz daha farklı bir boyuta çekip ‘Peki ya okula gidebilir mi?’ sorusunu sormadan edemeyecekseniz. Buna da cevap ‘belki’ dir. Gidebildiğinde ise yukarı tablonun benzerlerinin yaşanma ihtimali oldukça yüksektir.

Buradan anlamamız gereken en net başlık çocuğun okula hem bedenen hemde ruhen hazırlanması gerektiği gerçeğidir.

Peki ya bizler yani yetişkinler okula  hazır mıyız?  Bazı yetişkinlerin çocuklardan daha heyecanlı olduğunu, zaman zaman kaygılandığını görmekteyiz. Bu şekilde bizlerden destek alan ve şuanda almakta olan bir kitle mevcut.

Bu tür yetişkinler çocuğu ikna etme üzerine bir hayli çaba harcamaktalar. Peki ya gerçekten çocuklarını orada bırakıp gitme noktasında kendileri de ikna olmuş mudur?

Çoğu zaman değil. Çocuk, ayrılık anksiyetesini yaşayıp sakinleşmeye başladığında ve öğretmeninin yardımı ile sınıfa girdiğinde, ebeveyn belki de yeterince tatmin olmadığından oradan ayrılmaz. Gülünç bir durum olacak fakat aktarmakta fayda görüyorum. Ayrılık anksiyetesinin ciddi bir kısmı da aileden mi kaynaklanmaktadır? Bu sorunun da cevabı çoğu zaman ‘evet’ olmakta.

Daha öncesinde parkta, evde ,misafirlikte, yaz tatilinde annenin veya babanın ‘ seni bırakıp gideceğim’ sözleri okulun ilk günlerinde çocuğun referans aldığı kavramlar haline gelir.

Ya kehanet gerçek olursa beni bırakıp giderlerse? Çocuğun muhakemesinin dar , hayal gücünün ise uçsuz bucaksız olduğu bir dönemde bu onun için ne kadar da ürkütücü bir gerçek haline gelir bir düşünsenize.

O halde çocuğun okul reddi veya ayrılık anksiyetesi sadece bugünün ürünü değildir. Bunu bilerek hareket etmekte ve çözümü yalnızca bugünde aramamakta fayda vardır.

Okul reddi sorunu ve gelişebilecek diğer problemlerle ilgili  okulun açılması ardından 2 hafta sonrasında halen çocuğunuz açık ve net bir biçimde eğitim ortamına dair olumsuz duygu ve davranışları gözlemlemekteyseniz, uzman yardımı almanızda fayda görmekteyiz.

Herkese verimli bir eğitim yılı diliyoruz.

Uzman Psikolog Ramazan KURUÇAY 

Benzer İçerikler

Yorum Ekle