Mekanik Tesisat, Mimari Düşünerek Tasarlanmalıdır

Akım Mühendislik Firması’na Sn. Süleyman Akım ve Sn. Fatma Akım’a misafir olduk. Bize yaşamları ile bütünleşmiş işlerinden, felsefelerinden, dünyaya bakışlarından ve mesleki sorunlardan, çözümlerden, önerilerinden bahsettiler. Kendilerine teşekkür ediyoruz.

Süleyman Bey, bize kendinizden bahseder misiniz?

Ben 1955 yılında Zonguldak’ta doğdum. Elektrik işleri ile uğraşan, mucit sayılabilecek bir babanın oğlu olmam nedeniyle diğer iki kardeşim ile birlikte elektrik işleri içinde büyüdüm. Tasarımı babama ait çok devirli elektrik motorlarının asansörlerde kullanılması gibi işlerin içindeydim. Üniversiteyi Yıldız Teknik’e bağlı Galatasaray Mühendislik Fakültesi Makine Bölümü’nde okudum. Ağabeylerimden biri kimya diğeri elektrik mühendisi olmuştu. Bu yıllarda müzik eğitimi de aldım. Emin Fındıkoğlu ve Onno Tunç hayatımda önemli iki müzik adamıydı. Bu merakım halen devam ediyor. Mühendislik ile birlikte yürüttüğüm bir uğraş.

İş hayatına nasıl başladınız?

1979 yılında Akım Makine Mühendislik ofisini açtım fakat, işler istediğim gibi gitmeyince Osmaneli Habaş tesislerinde iki yıl şantiye mühendisliği görevini üstlendim. Havayı sıvı hale getirilinceye kadar soğutarak oksijen, azot, argon üreten tesisin önce şantiyesinde daha sonra da işletmesinde çalıştım. Bu dönem mühendislik hayatımda termodinamiği yaşayarak öğrenmem açısından çok önemliydi. Sonra, yakın zaman önce kaybettiğimiz Sami Bölükbaşıoğlu ile çalıştım. Riyad Arap Atı yetiştirme projelerinde görev aldım. Bu iş son derece ilginçti. Hayvan sevgim olması nedeniyle keyif aldığımı söylemeliyim.

Hayatınızın dönüm noktası olan bir işiniz, bir kişi var mı, neden böyle tanımlarsınız?

Evet hayatımın dönüm noktası diyebileceğim, Özbekler Tekkesi yenileme çalışmaları işinde tanıştığım, yanında çalışma imkanı bulduğum mimar Cengiz Bektaş’ı tanıdığım günlerdi. Cengiz Bektaş’ tan insan ve çevresi ile ilişkiler, mimarlık ve yapı sanatı, konularında çok şey öğrendim.  Anadolu yapı sanatını, kullanılan malzemeleri tanıdım. Bunlar benim bakış açılarımı değiştirdi. Tesisatın sadece mekanik bir iş olmadığını, insanın sağlıklı bir iç ortamda yaşaması için gereken bir sistem olduğunu ve mimariyi düşünerek mekanik tesisatı tasarlamanın farkını anladım. İnsanların ihtiyaçlarını düşünmeye öncelik vermeye başladım.
Bektaş mimarlıktaki görevim tesisat konularında araştırma yapmaktı. Güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, doğal havalandırma, mikro klima, atık su arıtma ve yeni yapı malzemelerini araştırdım.

Yenilenebilir kaynaklar ile ilk tanışmanız nasıl oldu?

Hayatımda benim için bir diğer önemli kişi, Niyazi Hatipoğlu’dur. 1984 yılında Bektaş Mimarlık’ta güneş enerjisi araştırmaları yaparken tanıdığım Niyazi Hatipoğlu ısı pompaları, ısı boruları, güneş pilleri, kojenerasyon ve trijenerasyon konusunda bana hocalık etmiştir. Romanya’da eğitim görmüş Almanya’da kendini geliştirmiş TÜV ‘de üst düzey yönetici olarak görev yapmış bir kişiydi. Rüzgar enerjisi konusuna da meraklıydı. Isı pompaları, photovoltaikler konularını onun vasıtasıyla öğrendim. Tuzla Deniz Harp Okulu’nda güneş destekli deniz kaynaklı ısı pompası sistemi üzerinde çalışıyordu. Bende bu konuların içine o tarihlerde girdim.

Mesleğinizde insan faktörünün öneminden sık sık bahsediyorsunuz, açıklar mısınız?

Niyazi Bey, bir toplantı salonu için çalışırken hava ihtiyacı hesapları çalışmaları sırasında, kendisi bana bir soru sordu. “Hava ihtiyacı hesaplarının çıkış noktası nedir” dedi. “Hesaplamışlar bir şekilde” cevabıma “ciğerlerin kaç litre” sorusunu sordu. “Dakikada kaç defa nefes alıp veriyorsun, psikolojinin etkisi nedir, aktivitenin etkisi nedir, dans mı ediyorsun, dinleyici durumunda mısın, spor mu yapıyorsun işte bunları temel alarak hesap yapmalısın” öğüdünü verdi. Ayrıca ciğerlerimize giren havanın nem oranı ne olursa olsun çıkarken %100 izafi nemde olduğunu söyleyince insanın ortama bıraktığı gizli ısısının da ne anlama geldiğini düşünmeye başladım. Yani insan ihtiyaçlarına cevap verdiğinizi düşünerek davranmak durumundasınız. Havalandırmanın kullanılan eşyalar, boyalar ile de ilgisi vardır. Mobilyalardaki tutkal, uçucu maddeler, kumaşlar, dokumalar, ortamdaki toz, bunlar hava debilerini artıran faktörler. Konunun bir tablodan seçilecek değerler olmadığını düşünmeye başladım.
Aynı şekilde bir otel projesini yine Niyazi Hatipoğlu ile birlikte çözüyorduk. Normalde tüm mahallerin hesapları yapılarak cihazları seçilir, ısıtma ve soğutma yükleri toplamı bir diversite faktörü ile çarpılarak kazan ve soğutma grupları boyutlandırılır. Niyazi Bey ile hangi cihazın hangi saat aralığında çalışacağı konusunda, seneyi iki saatlik dilimler halinde incelediğimiz bir çizelge yaptık. Anlık toplam maksimum yüklerini hesaplayarak gerçek kazan ve soğutma grubu kapasitesini belirledik. Bu en efektif seçimi sağlıyor. Şimdi kullandığımız hesap programları bunu veriyor, ancak o dönemde bunu kendimizin yapması gerekiyordu. Programları doğru kullanabilmek için de önce ısı kazancını manuel hesaplamayı öğrenmeli, girişlerin sonucu nasıl etkilediğini bilerek bu çalışmayı yapmalısınız.
Niyazi Bey, temelde düşünmeye yönlendiren bir mühendisti. Kendisi ile birçok işler yaptık, benim için önemli bir kişiydi. Geçen yıl o da aramızdan ayrıldı, çok özlüyoruz.

Siz gerçek bir hümanistsiniz, başka değer verdiğiniz neler sayabilirsiniz?

Tabii ki Fatma Hanım’ı sayarım. Hayatımın en önemli kişisidir, çocuklarımın yanı sıra. Bu iş yerimizde birlikte çalışıyoruz. En zor zamanlarımızı birlikte geçirdik ve işlerimizi yoluna koyduk. Uçak mühendisidir ve kendisini mesleğimizde iyi yetiştirmiştir.
Hayvan beslemek de benim için çok önemlidir, evde bir papağanımız var, burada kediler, kaplumbağalar, tabi ki doğa ve müzik.

Akım Mühendislik Firması’nı kurdunuz… Şimdi bu konuya gelelim. Teknoloji ile aranız nasıldı o yıllar?

Ağabeyim Yavuz Akım ile elektrik ve mekanik iki disiplinde projeler çizdiğimiz Akım Mühendislik Firması’nı kurduk. 1988 yılında Autocad R 2.5 ile çizimlere başladık. Bir bilgisayara 22 bin dolar vermiştim.  Çıkışları almak ise ayrı bir problemdi.  Cengiz Bektaş ile ortak bir plotter almıştık, parası 20 bin dolarlar seviyesindeydi, o zamanlar ciddi yatırımlardı. Bu dönemde elimizde hazır hiçbir döküman olmadığı için ofiste 2 sene boyunca bir bilgisayar mühendisi vitrifiye ve cihaz bloklarını hazırladı.

Yenilenebilir kaynaklar ve çevre ile ilgili projelerinizi anlatır mısınız?

’99 yılında 40 villada toprak kaynaklı ısı pompası uygulaması yaptık, halen çalışıyor. Bu projede suda amonyak çıktı, amonyağı uçurmak için bir dere ve şelaleler yaptık, vadi açtık, dere oluşturduk, amonyağı uçurduk. Suyu temizledik. ’97 yılında da Galvano Teknik Sanayi Sitesi’ne Marmara Üniversitesi’nden Prof. Adnan Aydın ile mekanik ile kimya mühendisleri, birlikte çalışarak endüstriyel arıtma tesisi projelendirdik. Atıkların içinde siyanür olması, asidik ve metal talaşı olması çok özel bir projeydi.  Aynı hoca ile bir tuğla fabrikasının baca gazı arıtma tesisini kurduk. Ayrıca trijenerasyon tesisinin egzozu da tuğla kurutmada kullanıldıktan sonra aynı baca gazı arıtmaya verilerek yüksek verimli bir sistemin bir parçası oldu.
Yağmur suyu ve gri su kullanımını 2007 yılında Çorlu Sirello Evleri’nde uyguladık, sonra Dedeman Otelleri’nde bu çalışmayı yaptık. Yaptığımız projelerde yatırımcı ilk etapta gri su sistemini almak istemese de, borulama maliyetinin çok olmadığını ve altyapının buna göre yapılabileceğini, ileride istenirse gri su arıtma cihazlarını alarak çalışır hale getirebileceğini belirterek sistemi buna göre dizayn ediyoruz. Trabzon’da bir alışveriş merkezinde yağmur suyunu kullanıp free cooling yaptık…

Bize en son yaptığınız çalışmalardan örnekler verir misiniz? Bir projenizi anlatır mısınız?

Düzce Teknopark Projemizi anlatmak isterim. Düzce Üniversitesi Kampüs’ü içinde Teknopark olarak düşünülen ve hem Valilik hem de Belediye Başkanlığı tarafından desteklenen bir yapı istenmiş. Mimarisini Viyana Üniversitesi’nde öğretim görevlisi Sigrid Brell Çokcan-Barış Çokcan’ın tasarladığı yapıda bildiğimiz bütün enerji etkin özellikleri kullanmaya çalıştık.

Düzce Teknopark Projesi etkileyici bir mimariye sahip, özellikleri neler?

Bina çift cepheli tasarlanmış, fanus içinde başka bir yapı saklı. Dış cephe tüm binayı sarıyor. İçinde ofisler, alt katlarda data centerlar, laboratuarlar var. Herkesin gidip görmek isteyeceği, turist çekecek bir yapı istenmiş ve sonsuz şeklindeki bu tasarım ortaya çıkmış.

Düzce Teknopark Binası’nın iklimlendirmesini nasıl çözdünüz?

Taze havayı toprak altında yaptığımız galerilerden geçirip, ön şartlandırılmış havayı iç ortama sağlayarak enerjiden tasarruf ediliyoruz. Özellikle iki kabuk arasında kalan boş kısımdan iklimlendirmede çok yararlandık. Mekanik odamız gezilebilecek ve eğitim verilecek şekilde tasarlandı, karşısında toplantı salonu projelendirildi. Öğrenciler burada tesisatı, sistemleri ve çalışma şartlarını izleme şansı bulacaklar. Binanın enerji ihtiyacını karşılayacak trijenerasyon sisteminde atık ısı kazanları ve absorbsiyon cihazları ile elektrik üretirken, ısıtma ve soğutmayı da sağlayabiliyoruz. Toprak kaynaklı ısı pompası ve Düzce’nin ahşap ürünleri merkezi olması nedeniyle ayrıca biyokütle kazanlar kullandık. En önemlisi, 6m yüksekliğinde 3 m çapında sıcak ve soğuk akümülasyon tankları koyduk. Hangi enerji hangi saatlerde ucuz ise akümülasyon tankında depolayıp binanın enerji ihtiyacını buradan karşılayabiliyoruz.  Bir meteoroloji istasyonu kuruyoruz, rüzgar, nem, yağmur ölçen sistemi kuruyoruz. Bu istasyon doğal havalandırmayı da kontrol edecek, sistemleri otomatik olarak çalıştıracak.

Gece soğutması nedir?

Gündüz kullanılan ofis, AVM gibi yapılarda, gece gündüz sıcaklık farkı fazla olan, nem oranı düşük, kuru karasal iklim bölgelerindeki binaların kütlesinin gece soğutulması çok faydalı. Bu binalar, gece serin havayı kullanıp havalandırılıyor, yapının kütlesi ve eşyalar soğuyor. Gündüz gerekli olan klima ihtiyacını azaltıyor. Yıl boyu önemli ekonomi sağlanıyor. Eskiler bunu çok iyi biliyormuş.

Urla’da ki projenizden bahseder misiniz?

İnsanların yaşama kültürüne ve ekonomik varsıllıklarına göre talepler artıyor, bu nedenle projenizde hedef kim diye sormalısınız. Urla’daki villa projesi toplam 8 adetlik yapıdan oluşuyor. Günümüzde doğallıktan yana olmak, doğal besleneyim, elektrikten az etkileneyim, doğal yaşayayım eğilimi var. Konfordan vazgeçmeden, sağlıklı yaşamdan da taviz vermeden yaşamak meselesi var. Amacımız yaşayacak insanın mutlu olmasını sağlamak.
Bu villalarda yörenin taşı ile sandviç duvar yapılarak, tesisat hava kanalları buradaki boşluktan geçirilerek, ısı pompası kullanılarak, rüzgarın yönüne göre hesaplar yapılarak çözülüyor. Döşemeden serinletme teşkilatı var. Yapılar bahçe ile iç içe, her yer açık, mümkün olduğu kadar klimaya ihtiyaç duymadan sezonu geçirme talebine çözümler üretiyoruz, klima sistemi gerektiğinde kullanılabilir şekilde hazır tutuluyor tabi ki. Isıtmaya gelince, güneş kollektörlerini merkeze koyup oradan güneş destekli kullanma sıcak suyunu elde edip gönderiyoruz. 6 kollektörü ısıtma sezonunda ısıtmaya destek olsun diye kullanıyoruz. Güneş yetmediği zaman kullanmak üzere biyokütle kazanımız var, örneğin çam kozalağı, beslenen hayvan gübresi gibi mevcut olanı kullanmak üzere. Sistemde hava ve su kaynaklı ısı pompası maliyet analizi çalışmalarımız devam ediyor. Buraya çöp kamyonu gelmiyor. Sebze atıklarından solucan gübresi yapılacak, bu tarımda ve peyzajda kullanılacak. Biriken yağmur suyu ile sulama yapılıyor.

Projecilerimizin sorunları nelerdir?

“TİEP” (Tasarımcılar için eylem planı)  TTMD Tasarımcılar Komisyonu adına hazırlamıştı yakın zaman önce kaybettiğimiz değerli dostumuz Baycan Sunaç…
Makine mühendisliği eğitimi tesisat mühendisliği eğitimi olmadığı için yeni mezun makine mühendislerini tesisat mühendisi olarak yetiştirmek tasarım ofisleri üzerinde bir yüktür. Gençlerin tesisat ve mekanik tasarım konusunda bilgisi az olduğu için sektöre rağbet az kaliteli elaman sıkıntısı yaşanıyor.
Mesleki sorumluluk sigortası konusu yerine oturamadığı için haksız rekabet oluşuyor. Devlet destekleri yurtdışı projeler için geçerli. Yerli tesisat ürünlerinin uluslararası pazarda tanıtımının ancak yerli tasarımcıların yurtdışı projeler yapması ve şartnamelerinde yerli üretimlere yer vermesiyle mümkün olduğunun farkına varılmıştır. Fakat bu duruma yükselebilmek için bilgisayar donanım, yazılım ve eğitim konularında desteklenmesi gerekmektedir.
Yatırımcının isteklerinin baştan belli olmaması,  revizyon sayısı arttıkça maliyetin artması ve proje kalitesinin düşmesi. Bu nedenle bile Bütünleşik Tasarım yaygınlaşmalıdır.
Teknik şartnameler konusu da biz tasarımcıların çözmesi gereken bir konu.  TTMD Tasarımcılar Komisyonunda bu şartnameleri hazırlamak için kendi aramızda iş bölümü yapmıştık. Ayrıca tedarikçi ve üreticilerden alt komisyonlar oluşturup bu şartnamelerin hazırlanmasında bize yardımcı olmalarını planlamıştık.

Yukarıda Bütünleşik Tasarım diyorsunuz, bu ne demek?

Dünyamız artık hasta. Her canlı gibi ateşini yükseltip ona zarar verenleri öldürmeye çalışıyor. Bu hastalığın önemli sebeplerinden biri fosil yakıt kullanarak atmosferdeki karbon miktarını artırmış olmamızdır. Enerjinin %40’ı binalarda ısıtma, soğutma ve havalandırmada kullanılıyorsa enerji etkin ve çevreye uyumlu binalarda yaşamak zorundayız. Bu da ancak yapı sektöründeki bütün paydaşların tasarımda bir şekilde bir arada olması demektir. Yatırımcının ve danışmanlarının,  tasarımcı mimar ve mühendislerin, uygulamayı yapacak olan firmaların, malzeme üretici ve tedarikçilerin, kullanıcıların birlikte ürettikleri projeler olmalıdır.

Bir yöntem öneriniz var mı?

Yatırımcılar işe başlamadan ihtiyaçları olan danışmanlık hizmetlerini alarak dizayn kriterlerini belirlemeliler. Tasarımcı mimar ve mühendisler ortak çalışabilecekleri BIM platformunu belirlenmeli, mimari ve sistem alternatiflerinin karşılaştırılacağı bina simülasyonları üzerinde çalışılmalı ve enerji maliyetleri ve ömür boyu maliyetleri hesaplanabilmelidir. Bu simülasyonlarda malzeme üreticilerinden gelen teknik bilgiler ve fiyatlar önem taşımaktadır.
Aslında Alman standardı HOAI tasarım aşamalarını 9 adımda belirlemiş. İlk iki aşaması projeye başlamadan önceki danışmanlık hizmetlerini kapsıyor. Ülkemizde ise bu konuda önemli boşluklar var. HOAI’de olduğu gibi; proje ve uygulama safhasındaki danışmanlık ve kontrollük hizmetleri, test ayar devreye alma aşamasında ve daha sonra bir süre işletmede kalınarak devam ettirilirse yapının sağlıklı bir şekilde yaşaması sağlanmış olur.
Bu konu oldukça ilgimi çeken bir alan. Bu yüzden bir süredir yaptığım danışmanlık hizmetlerine ağırlık verip, proje hazırlama işini Fatma Hanım’a bırakacağım.

Türkiye’de hangileri uygulanıyor?

Yatırım ve emlak danışmanlığı daha önceleri başlamıştı. HOAI nin tanımladığı kapsamda yapıldığını sanmıyorum.
Yabancı yatırımcılar bu konuya önem veriyorlar.
Test, ayar, devreye alma konusu neredeyse Türkiye’de hiç uygulanmıyor. Bağımsız, akredite olmuş bir firmanın, akredite olmuş aletler ile, ölçüm sonunda mal sahibine, tasarım kriterlerine uygundur demesi gerekir. Şu anda bu konuda çalışan çok az firma var. Bu denetim firmalarının olmaması nedeniyle bir tarafımız eksik kalıyor.

Mesleki sorumluluk sigortası hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Biz tasarımcıları koruyan mesleki sorumluluk sigortamız yok. Yeni mezun birinin de imza yetkisi var, elli sene tecrübeli birinin de. Amerika’da 12 yıl sonunda imza yetkisi oluyor. Almanya’da ise mezun olduktan sanırım 7 sene sonra. Mesleki sorumluluk sigortası, kategorileri, sınıfları belirleyecektir. Her doktorun bir mezarlığı olduğu gibi her mühendisin de bir hurdalığı vardır. Yıllarca çalışılarak elde edilmiş bu tecrübelere ve tasarım yapabilirliğe göre belirlenecek mesleki sorumluluk sigorta primleri ile, deneyim kazanmış, daha doğru ve az enerji harcayan sistemler tasarlayarak, ülke ekonomisine de katkı sağlayan tasarımcıların primleri daha düşük olacak, böylelikle haksız rekabet de önlenecektir.  Yangın konusunda ise sigorta firmalarının bütün binalara sanki hepsi bütün yangın önlemlerini almış kabul ederek sigorta primlerini hesaplaması nedeniyle sorun var. Normalde yapılan yatırımın daha az sigorta primi ödenerek bir süre sonra karşılanabilmesi gerekir.

Çözüm nedir?

Eğitimden başlamak gerek, özellikle tesisat mühendisliği ayrı bir ana dal olmalıdır. Tasarımcılar bir araya gelip çözümler üretmelidirler. Tesisat sektöründe sivil toplum örgütü olarak iyi bir teşkilat var. Ancak zincirin zayıf halkası tasarımcılar çıkıyor. Bizler de kendimize döndük. Tedarikçiler bile proje yapıyordu, bunu gördük. Derneklerimizle bu sorunlarımızı çözebiliriz. İhtiyaçlarımız belli, zayıf halka olmamız güçsüzlükten ve bilgi eksikliğinden değil, değer verilmediğindendir. Yurt dışı çalışmalarda proje bedelleri bellidir. Bizde en düşük rakamlar uygulanmaya çalışılıyor.
Uzmanlık konusuna değer verilmelidir. Konut yapan, hastane yapan, ayrılmalı. Örnek olarak Gıda sektöründe Fransa’ya gidiliyor. Biz de uluslararası düzeyde konusunda uzman tasarım ofisleri oluşturabilirsek tasarımından itibaren yatırımlara dahil olabilir ve Türk ürünlerini şartnamelerde yazarak ihracatın artırılmasına katkı sağlayabiliriz.
En önemlisi, tasarım ofislerini  multi disiplinli kurumsal şirketler haline getirmenin çaresini bulmak. Genelde aile şirketleri şeklinde olan tasarım ofislerini;  mekanik, elektrik, altyapı, statik, bina modelleme, yangın, sismik koruma, bina otomasyonu v.s.bir yapı altında birliktelikler oluşturmalıdır.

Benzer İçerikler

Yazar hakkında

Yorum Ekle